Merhamet, şefkat etmek, acımak, bağışlamak anlamlarına gelmektedir. Hadis-i şerifte; (Allahü teâlâ merhameti yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi katında alıkoydu. Yeryüzüne bir tek parça indirdi. Bu bir parça yüzünden mahlûkât birbirine merhamet ederler) buyuruluyor. Yeryüzündeki bütün mahlukât, kendi yavrusuna, evlâdına bu bir merhametin zerresi ile acımakta, şefkat göstermektedir. Evlâda merhamet etmek ise, sadece onu büyütmek, yemesine, içmesine bakmak, giydirmek değildir. Esas merhamet, onu Cehennem ateşinden korumak, sonsuz saâdete kavuşturmaktır. Merhamet, doktorun hastasına acıması gibi olmalıdır. Merhametli doktor, hastasını iyileştiren, onu yakalandığı hastalıktan kurtarandır. Bir annenin, babanın evlâdına şefkati, merhameti de, doktorun merhameti gibi olmalıdır. Namaz kılmayan çocuğa acımamak, yardım etmemek, yani bu hastalığın çaresine bakmamak, hiç merhamet olur mu? Aslında buradaki merhamet gibi görünen şey, merhametsizliktir. Bu şekilde davranan ana-babalar, çocuklarını perişan etmektedirler. Bu hâl, ameliyata giden çocuğa, annesi acıdığı için gizli yemek yedirmesine benzemektedir. BİRLİKTE KİTAP OKUMALI... Bir anne-baba, eğer evlâtlarına, İslâmiyyetin, din büyüklerinin sevgisini veremiyorsa, böyle anne-babalar, çocuklarının en baş düşmanı olmaktadırlar. Nefsine düşkün olan yani çocuklarını nefsi için seven anne ve babalar, çocuklarının en büyük düşmanı durumundadırlar. Bu sebeple her anne-baba, çocuklarını, din büyüklerinin yanına götürmeli, onlarla ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okumalı, okutmalı ve çocuklarını yanlarından ayırmamalı, kötü yayınlardan, arkadaşlardan korumalıdırlar. Anna-babalar, yerine göre, çocuklarının abisi, babası, ablası, annesi olmalıdır. Çocukları, iyi, sâlih kimselerle görüştürmeli, böyle yerlere gitmeye alıştırmalıdır. Her anne-baba çocuğuna; "Aman evlâdım, ne sen kendini yak, ne de beni yak! Çünkü evlâdın yaptığı, ana-babaya da gitmektedir. Allahü teâlâ korusun, kendin gidersen beni de götürürsün. Yani bu kadar emekler boşa gider. Çünkü anneye ve babaya, evlâdın yaptığı her şey, misliyle yazılır. İyilik yaparsan iyilik, kötülük yaparsan kötülük yazılır" demelidir. Çocukların temiz kalbleri, kıymetli bir cevher ve temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur. Çocuklara îmân, Kur'ân ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmaya alıştırılırsa, din ve dünyâ saâdetine ererler. Bu saâdette anaları, babaları ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmazsa, bedbaht olurlar. Yapacakları her fenâlığın günâhı, ana, baba ve hocalarına da verilir. Tahrîm sûresinin 6. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Kendinizi, evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!) buyurulmaktadır. Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından dahâ mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı, farzları, harâmları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bu sebeple her anne ve baba, çocuklarına Kur'ân-ı kerimi öğretmeli ve okumalarını temin etmelidir. Peygamber efendimiz; (Hoca çocuğa, Besmele okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun, anasının, babasının ve hocasının Cehenneme girmemesi için senet yazdırır) buyurmuşlardır. ÇOCUKLARIN KALBLERİ TERTEMİZDİR Netice olarak, çocuğunu seven, ona acıyan her anne-baba, mutlaka çocuklarına din büyüklerinin, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından bir şeyler okumalı, okutmalı, Kur'ân-ı kerimi, namaz kılmasını öğretmeli ve namaza, diğer ibâdetlere alıştırmalı, yapmalarını temin etmelidir. Çünkü çocukların kalbleri, küçükken tertemizdir. Böyle bir kalbe, ne konulursa, ne yerleştirilirse, o kalıcıdır. Her anne-baba, her akşam, çocukları ile beraber, ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından beraberce okumalı, kitap okumadan yatmamalı ve mutlaka bir şeyler öğretmelidir. Yoksa ebedi saâdetten mahrum kalabilirler.