"Evlerinizde olanları ateşten koruyunuz!"

A -
A +
Islâh etmek; terbiye etmek, iyi hâle getirmek demektir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri;
"Herhangi bir kimseyi ıslâh etmeye çalışmak, ona İslâmiyeti bildirmekle, öğretmekle olur" buyurmuştur.
Üstâd; muallim, öğretici, rehber demektir. İnsan, yaratılışta iki taraflıdır. Ona hidâyet, üstünlük tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için muallim, bir üstâd lâzımdır. Bâzı çocuklar, nasîhatle, yumuşak sözle ve mükâfât vererek yola gelir. Bâzısı, sert ve acı sözle ve cezâ vererek terbiye kabûl eder. Üstâd mâhir olup, çocuğun yaratılışının nasıl olduğunu anlamalı, ona şefkat ile tatlı veya acı tesir ederek terbiye etmeli, yâni yetiştirmelidir. Böyle mâhir ve müşfik bir rehber olmadıkça, çocuk ilim ve ahlâk edinemez, yükselemez. Rehber yâni ilim ve ahlâk sunan zât, çocuğu felâketten kurtarıp, saâdete kavuşturur. Seyyid Abdülhakîm Arvâsî hazretleri;
"Üstâd mâhir ve müşfik, talebe de zekî ve çalışkan olursa, öğrenilmeyecek mes'ele yoktur" buyurmuştur.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri;
"İnsanların meşrebleri ayrı ayrıdır. Bazı çocuklar sertlikten, bazı çocuklar ise lütuftan anlar. Lütuftan anlayana iltifât etmesek,  din büyüklerinin yolunu bırakırlar" buyurmuştur.
Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından dahâ mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı, farzları, harâmları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün fenâlıkların başı, fenâ arkadaştır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri de;
"Çocuğun terbiyesine çok dikkat etmelidir. Onun kötü arkadaşlarla düşüp kalkmasına mâni olmalıdır. Kötü arkadaş, çocuğun edeb ve terbiyesini bozar" buyurmuştur.
Ananın, babanın, okutmak ve terbiye etmek için çocuklarını zorlaması lâzımdır. İbni Âbidîn namâzın mekrûhları sonunda buyuruyor ki:
"Kendisinin yapması harâm olan şeyi çocuğa yaptıran kimse, harâm işlemiş olur. Oğluna ipek elbise giydiren, altın takan ve içki içiren, kıbleye karşı abdest bozduran, kıbleye ayak uzatmasına sebep olan kimse, günâh işlemiş olur."
Fudayl bin İyâd hazretleri, bir gün küçük çocuğunu kucağına alır, okşayıp bağrına basar. Çocuk;
-Babacığım beni seviyor musun? der. Fudayl hazretleri;
-Evet der. Çocuk;
-Peki Allahü teâlayı seviyor musun? der. Hazret-i Fudayl;
-Tâbiî seviyorum der. Çocuk;
-Peki kaç tane kalbin var? der. Fudayl hazretleri;
-Bir tane deyince, çocuk;
-Ey babacığım! Bir kalbe iki sevgiyi nasıl sığdırabiliyorsun? der.
Fudayl bin İyâd hazretleri, çocuğunun bu sözleri, kendi kendine söylemediğini, Allahü teâlânın söylettiğini anlayarak başını dövmeye başlar ve bundan sonra her an Allahü teâlâ ile meşgûl olacağına söz verir. Oğluna da;
-Ey oğlum! Sen ne güzel vâizsin deyip bağrına basar ve;
-Seni hakîki sevgilinin izni ve emri ile seviyorum buyurur.
Netice olarak her Müslüman, çocuğuna dinini öğreterek, onu felâketten, Cehennem ateşinden korumalıdır. Tahrîm sûresinin 6. âyet-i kerîmesinde meâlen buyurulduğu gibi:
(Kendinizi ve evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!)