"Fakîr, muhtâç kalırsam hiç üzülmem"
9 Haziran 2014 01:00
Rızık, mala, mülke bağlı değildir. Dolayısı ile bunların elden çıkmasına da üzülmemelidir. Allahü teâlâya karşı böyle itimat edebilmek, güvenmek kolay değildir.
İnsanın rızkı değişmez, azalmaz, çoğalmaz ve zamânından geri kalmaz. İnsan, rızkını aradığı gibi, rızık da, sâhibini arar. Çok fakîrler vardır ki, zenginlerden dahâ iyi, dahâ mesût yaşar. Hadîs-i şerîfde;
(Allahü teâlâ, insanları yaratırken, ecellerini, ömürlerini ve rızıklarını takdîr etmiştir) buyuruldu.
Şunu da iyi bilmelidir ki, hîle ile rızık artmaz. Belki, malın bereketi gider. Hîle ile azar azar biriktirilen şeyler, ânsızın gelen bir felâketle, birden bire giderek geride yalnız günâhları kalır. Nitekim bir sütçü, sattığı süte su katarmış. Birgün, ânsızın sel gelip, ineğini alıp götürmüş. Adam şaşkın bir hâlde düşünürken, çocuğu;
-Babacığım, süte kattığımız sular birikerek, gelip ineği götürdü demiştir.
Rızık, mala, mülke bağlı değildir. Dolayısı ile bunların elden çıkmasına da üzülmemelidir. Gerçi bir kimsenin bütün malı çalınır veyâ felâkete uğrayıp da, kalbinin hiç değişmemesi, herkesin yapacağı bir şey değildir. Allahü teâlâya karşı böyle itimat edebilmek, güvenmek kolay değildir. Zaten böyleleri pek az bulunur ise de, yok değildir. Böyle bir tevekküle kavuşmak için, Allahü teâlânın rahmet ve ihsânının sonsuzluğuna, kudretinin kemâl üzere olduğuna, kalbin tam inanması, yakîn hâsıl etmesi lâzımdır. Birçok kimseye sermâyesiz rızık gönderdiğini, birçok sermâyenin de, felâkete sebep olduğunu düşünmelidir. Kendi sermâyesinin elinden gitmesinin, hayırlı olduğunu bilmelidir. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
(Bir kimse geceyi, yarın yapacağı işleri düşünmekle geçirir. Hâlbuki o iş, bu kimsenin felâketine sebep olacaktır. Allahü teâlâ, bu kuluna acıyıp, o işi yaptırmaz. O ise, iş olmadığı için, üzülür. Bu işim neden olmıyor, kim yaptırmıyor, bana kim düşmanlık ediyor diye arkadaşlarına kötü gözle bakmaya başlar. Hâlbuki, Allahü teâlâ, ona merhamet ederek felâketten korumuştur.)
Ahmed Siyâhî hazretleri oğluna şöyle nasîhatta bulunur:
"Ey oğlum, âlimlere hürmet et. Vicdanın, için temiz olsun, cömert ve güleryüzlü ol. Başkalarına ihsân ve iyilikte bulun. Allahü teâlânın yarattıklarına eziyet ve sıkıntı verme. Arkadaşlarının hatâ ve kusûrlarını affet, görmemezlikten gel. Büyük, küçük herkese nasihat eyle, hırs ve tamâhı terk eyle. Bütün ihtiyaçlarında Allahü teâlâya tevekkül et, güven. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine sığınanları mahrum etmez."
Netice olarak, hazret-i Ömerin buyurduğu gibi:
"Yarın fakîr, muhtâç kalırsam hiç üzülmem. Zengin olmayı da, hiç düşünmem. Çünkü hangisinin benim için hayırlı olacağını bilmem."