"Güceniklik bize, gönül almak sana..."

A -
A +

Dinimiz, insanlara merhametle muâmele etmeyi, her hususta adâletli olmayı emretmektedir. İnsanın önce kendisine, hareketlerine, bütün uzuvlarına karşı adâletli olması lâzımdır. İkinci olarak, çoluk çocuğuna, komşularına, arkadaşlarına adâlet yapması lâzımdır. Devlet adamlarının da, millete adâlet yapması lâzımdır. Demek ki, bir insanda adâlet huyunun bulunabilmesi için, önce kendi hareketlerinde, uzuvlarında adâlet bulunmalıdır. Her kuvvetini, her uzvunu, ne için yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Allahü teâlânın âdetini değiştirip, onları aklın ve İslâmiyetin beğenmediği yerlerde kullanmamalıdır. Çoluk çocuğu varsa, onlara karşı da, akla ve dîne uygun hareket etmeli, dînin gösterdiği güzel ahlâktan sapmamalı, güzel ahlâk ile huylanmalıdır. "ŞEYTANIN YOLDAŞI OLMA!" Âmir olan da; kendisi ibâdetlerini yaptığı gibi, emri altında olanların ibâdetlerini yapmalarını temin etmelidir. Böyle olan bir kimse, bu dünyâda, Allahü teâlânın halîfesi olur. Kıyâmette de âdiller için vâdedilen ni'metlere kavuşur. Böyle hayırlı bir kimsenin hayır ve bereketi, onun bulunduğu zamâna orada bulunan insanlara, hayvanlara, hattâ nebatlara ve rızıklara sirâyet eder, yayılır. Fakat bunlar, Allah korusun, şefkatli, iyi huylu, adâletli olmazsa, insan haklarına saldırırlar, zulüm, yağma, işkence yaparlarsa, bunlar adâlet erbâbı değil, şeytânın yoldaşları olur. Emri altında olanlara merhamet etmeyenler, kıyâmet günü Allahü teâlânın merhametinden uzak kalacaklardır. (Men, lâ yerham, lâ yurham! Acımayana acınmaz!) buyurulmuştur. Nefse en zor gelen şey, en ağır gelen yük, İslâmiyetin emirlerine uymak, yasak ettiklerinden sakınmaktır. Kul haklarından en mühimi ve azâbı en çok olanı da, akrabasına, emri altında olanlara emr-i ma'rûf yapmamak, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını onlara öğretmemektir. Halbuki Peygamber efendimiz; (Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümânlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz mes'ûl olacaksınız) buyurmuştur. İnsânların başında bulunanlar, âmir, rehber olanlar, insanlara merhametle yaklaşmaktan ve adâletten ayrılmamalı, onların yükünü çekmekten usanmamalıdır. Şeyh Edebâli hazretlerinin, Osmanlı Devletinin kurucusu ve aynı zamanda damadı olan Osman Gâzi hazretlerine vasiyeti meşhurdur. Bu vasiyetinde Şeyh Edebâli hazretleri buyuruyor ki: "Ey oğul, artık Bey'sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoşgörmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adâlet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana. Ey oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki, devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı. Allah yardımcın olsun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın! Ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup, aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve irâdene sahip olasın! Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, fetih edilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlâklı olursan gün ışığına çıkacaktır. Ey oğul, ananı, atanı say! Bereket, büyüklerle beraberdir. İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü görme! Bildiğini bilme! Sevildiğin yere sık gidip gelme! "ŞU ÜÇ KİŞİYE ACI!" Ey oğul, üç kişiye acı: Câhiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibârını kaybedene. Ey oğul, unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücâdeleden korkma!" Netice olarak, insanlara ihsân eden, iyilik eden kimse, insanlar tarafından sevilir ve hürmet görür. Hadîs-i şerîfte; (İhsân sâhibini sevmek, insânların yaratılışında vardır) buyurulmuştur. Peygamber efendimiz, âlemlere rahmet olarak gönderildiği ve her şey Onun hürmetine yaratıldığı hâlde, misafirlerine ve Eshâbına hizmet eder, hizmetçilerine yardım ederdi ve; (Bir kavmin efendisi, onlara hizmet edendir) buyururdu.