Hak ve vazifeler karşılıklıdır

A -
A +

Hak, kelimesinin birçok anlamı vardır. El-Hak, Allahü teâlânın isimlerindendir. "Hak şerleri hayr eyler" sözündeki Hak, bunu ifade etmektedir. Hak kelimesi, İslâmiyyet, doğru, gerçek anlamlarında kullanıldığı gibi, alacak, pay, hisse anlamlarına da gelmektedir. Kul hakları, hayvan hakları denince, bu anlamda kullanılmaktadır...

Bir kimsenin, başkası üzerinde hakkı var demek, o kimsede alacağı, hissesi, payı var demektir. Ele geçen her nimet, bir külfet karşılığında olduğu gibi, her hak da, bir vazife karşılığında hak olmaktadır. Bir öğretmenin, öğrencisine verdiği ödevleri istemesi hakkıdır. Ancak öğretmen, öğrencisine, o ödevleri yapacak bilgileri vermişse yani öğretmen vazifesini yerine getirmişse, o zaman öğrencisinden isteme hakkına sahip olur.

EDEPTEN NASİBİ YOKSA!
Ana-baba, evlâdına dinini öğretmiş, edeb, terbiye vermiş, çocuğunu güzel yetiştirmiş yani ana-babalık vazifesini yerine getirmiş ise, evlâdından saygı beklemesi hak olmaktadır. Zaten çocuğa edeb öğretilmemiş ise, o çocuktan değil edeb, insanlık sıfatlarının bile yerine getirilmesi beklenemez. Zira Şems-i Tebrîzî hazretleri;
"Âdemoğlunun edepten nasîbi yoksa, insan değildir. Âdemoğlu ile hayvan arasındaki fark budur" buyurmaktadır.
Karı-koca arasında da haklar vardır. Fakat bu haklar, erkeğin ve kadının kendi üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmesi şartına bağlıdır. Vazife yerine getirilmemiş ise, karşı taraftan hak talabinde bulunamaz. Mesela, kadın kocasından habersiz babasının evine gitse, uzun süre orada kalsa, kocasından nafaka hakkını taleb edemez. Erkek de, kendisine yüklenen vazifelerini yerine getirmeden, hanımından, kadınlık vazifelerini yerine getirme hakkını taleb edemez.
Herhangi bir yerde âmir olan kimse de, çalıştırdığı kimselerin çalışma şartlarını hazırlamadan, ne iş ve o işi nasıl yapacaklarını öğretmeden, göstermeden, onlardan üretim bekleme hakkını taleb edemez. Çalışan bir kimse de, işini yapmazsa, vaktinde gelmezse, o işle alâkalı ücreti isteme hakkını taleb edemez.
İnsanlara saygı, hürmet göstermeyen, onları hakir gören, iten, onlara zulmeden, o insanlardan, insanlık haklarını taleb edemez. İnsanca davranış beklemesi, kendinin hakkı olduğu gibi, diğerlerinin de hakkıdır. İnsan, kendi üzerine düşen vazifeyi yerine getirmemiş ise, karşısındakinin yerine getirmesini beklemesi ve bu benim hakkımdır demesi uygun olmaz, insanlığa sığmaz.
İnsan, sosyal bir varlıktır yani toplu olarak, cemiyet hâlinde yaşamak mecburiyetindedir. Bu sebepten, insanlar arasında, karşılıklı olarak haklar ve vazifeler vardır. Dinimiz bunlara kul hakları demektedir ve çok önemlidir. Ahmed bin Mesrûk hazretleri, insanların haklarına çok saygı gösterirdi. Sebebi sorulunca;
"Müminlerin hakkına saygı, Allahü teâlânın hakkına saygıdandır" buyururdu.
İnsanın, kendisine karşı da vazifeleri vardır. İnsana ihsân edilen, akıl, beden, göz, kulak, el, ayak gibi organların, insan üzerinde hakları vardır. İslâm âlimleri bunları uzun uzun yazmışlar ve açıklamışlardır. Ebû Hamza Bağdâdî hazretleri, kendisinden nasîhat isteyen birisine;
"Haklar iki türlüdür. Biri nefsinin hakkı, ikincisi insanların hakkıdır. Nefsini günahtan meneder ve âhiretteki selâmetini talep edersen, hakkını îfâ etmiş olursun. İnsanlar, senin kötülüğünden emin olur, sen de onlar için kötülük istemezsen, haklarını edâ etmiş olursun. Kötülüğünün sana da halka da zarar vermemesi için çalış. İşte bunun için Hakkın hakkını ödemek ile meşgûl ol!" buyurmuştur.

FIKIH İLMİNDE ZALİM!..
Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimselere zâlim denir. Bunun için evde, sokakta, iş yerinde ve insanların bulunduğu her yerde, karşılıklı haklar ve vazifeler vardır. Bu haklara tecavüz edenler, zâlimlerden olmaktadır. Hak sahipleri ile, bire bir görüşüp helallaşmadıkça da, bu günah, tövbe ile affolmuyor.
Netice olarak, bütün insanların ve hayvanların hakkını gözetmek, Müslümânların haklarına riâyet etmek şarttır. Hadîs-i şerîfte;
(Müslümânın Müslümân üzerinde beş hakkı vardır: Selâmına cevap vermek, hastasını yoklamak, cenâzesinde bulunmak, dâvetine gitmek ve aksırıp elhamdülillah diyene, yerhamükellah diyerek cevâp vermek) buyuruldu.