Bir zamanlar Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin gözlerinde ağrı meydana gelir ve bir doktor çağrılır. Gelen doktor, Hıristiyandır!..
Allahü
teâlâ, bütün insanlara, dünyada rahata, âhırette de sonsuz saâdete
kavuşmaları için, Muhammed aleyhisselâm ile İslâm dînini göndermiştir.
Ne yazık ki nefislerinin pençesine düşmüş insânların çoğu, bu
hakîkatleri anlayamıyor ve göremiyorlar. Nitekim böyleleri için, Bakara
sûresinin 171. âyet-i kerimesinde meâlen;
(Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, anlamazlar) buyurulmaktadır.
Yani
inkâr edenlerin, kulakları, gözleri var fakat îmâna ve doğru yola
çağırılınca işitmedikleri ve görmedikleri için, Allahü teâlâ, onlara
sağır ve kör gibi buyurmuştur.
Bir gece Mekkeli müşrikler, Resûlullah efendimizin yanına gelirler ve;
-Eğer sen peygamberlik dâvâsında doğru isen, Ay'ı ikiye ayır da görelim, derler. Peygamber efendimiz;
-Eğer Ay'ı ikiye bölersem îmân eder misiniz, buyurunca;
-Evet îmân ederiz, cevabını verirler.
O
sırada Ay'ın ondördüncü gecesi idi. Resûlullah efendimiz Allahü teâlâya
duâ etti, o ânda Ay ikiye ayrıldı. Bir parçası Ebû Kubeys Dağı
üzerinde, diğer parçası da başka bir dağın üzerinde idi. Resûlullah
efendimiz müşrikleri birer birer adlarıyla çağırarak;
-Ey filan, ey filan gördünüz mü, buyurdu. Fakat müşrikler;
-Muhammed bize sihir, büyü yaptı dediler. Sonra da;
-Etraftan gelen misâfirlere soralım, eğer biz de gördük derlerse o zaman doğrudur derler. Her gelene sorarlar, onlar da;
-Biz
de sizin gördüğünüz gibi Ay'ı ikiye bölünmüş hâlde gördük, derler.
Ay'ın ikiye ayrıldığını gözleri ile görmüşlerdi ama hakîkati
görememişlerdi. Allahü teâlâ A'râf sûresinin 179. âyetinde meâlen;
(Onların gözleri vardır, fakat onlarla göremezler) buyurmuştur.
Bir
zamanlar Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin gözlerinde ağrı meydana gelir
ve bir doktor çağrılır. Gelen doktor, Hıristiyandır. Ağrıyan gözleri
muâyene eder ve;
-Gözlerinize su değdirmeyeceksiniz, der. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri;
-Su değdirmesem nasıl abdest alırım? deyince, doktor;
-Gözleriniz size lâzım ise su değdirmeyeceksiniz cevabını verir.
Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri, namaz vakti gelince abdest alır ve namazını kılar. Namazdan sonra bir miktâr uyur. Rüyâsında;
"Yâ
Cüneyd! Sen Allah rızâsı için gözlerini fedâ ettiğin için, Allahü teâlâ
da senden o ağrıyı kaldırdı" diye bir ses duyar ve uyanır. Uyandığında
gözlerinde hiç ağrı kalmamıştır.
Bir zaman sonra Hıristiyan
doktor tekrar gelir. Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin gözlerinin tamâmen
iyi olduğunu görünce, çok hayret eder ve;
-Nasıl yaptın da iyi
oldu? der. Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri de olanları olduğu gibi anlatır.
Hıristiyân doktor, bu hâl karşısınıda hemen Cüneyd-i Bağdâdî
hazretlerinin eline sarılır, sonra da Kelime-i şehâdet getirerek îmân
eder ve;
-Esas ağrıyan göz sizinki değil benim gözlerimmiş. Hakikatleri göremeyen benmişim der.
Netice
olarak Allahü teâlâ, ezelden ebede kadar olacak, eşyâyı, özellikleri,
hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır.
İnsanların iyi, kötü, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ
yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Fakat, nefislerinin esiri
olanlar, bu hakikatleri görememekte, inkâr etmektedirler.