"Haram yiyene, Cenneti haram etmiştir"

A -
A +
Her Müslümânın, kendini iyi yetiştirmesi, helâli, harâmı öğrenmesi, ibâdetlerini yapması, helâl kazanıp, helâl lokma yemesi lâzımdır.
Eshâb-ı kirâmdan Zeyd bin Erkam hazretleri şöyle nakletmektedir:
"Hazret-i  Ebû Bekr'in bir hizmetçisi vardı. Ömrünün sonlarında her akşam iftâr vaktinde yemek getirirdi. Hazret-i Ebû Bekir, hizmetçisinin getirdiği yiyecekleri, nereden, nasıl ve kimden satın aldığını, onun sanatının, mesleğinin ne olduğunu sormadan, o yemekten bir lokma ağzına koymazdı. Bu hizmetçi bir akşam yine yemek getirdi. Hazret-i Ebû Bekir, suâl etmeden, araştırmadan, elini uzatıp, bir lokma yemekten alır. Hizmetçisi;
-Efendim,  size ne oldu ki, bu akşam sormadan, araştırmadan yiyeceklere el uzattınız diye sorar. Gözleri yaş ile dolan hazret-i Ebû Bekir;
-Açlık bana sıkıntı verip, sabırsızlandırdı. Böylece bu hâl başıma geldi. Şimdi söyle, bu akşamki yiyecekleri nereden getirdin, kimden aldın diye sorar. Hizmetçisi de;
-Efendim, câhiliyye vaktinde, raks ve oyun oynardım. Bir gruba raksettim. Onların da hoşuna gitmişti. Bana, şimdi elimizde bir şey yoktur. Vaadimiz olsun ki, elimize para, yiyecek geçerse, sana bir şeyler veririz demişlerdi. Ben bugün onları gördüm. Halleri iyi, elleri de dolu idi. Ben de onlara önceki sözlerini, vaatlerini hâtırlattım. Onlar da ellerindeki yiyeceklerden bana verdiler ve ben de size getirdim, der.
Hazret-i Ebû Bekir bunları işitince çok üzülür, ağlar ve yiyecekleri önünden kaldırır. Parmağını boğazına sokarak yediği lokmayı çıkartır. O lokmayı çıkartmak için kendini o kadar zorlar ki, yüzü güverir ve kararır. Yüzünün şeklinin değişikliğini görenler, bir miktâr su içmesini ve bu üzüntüden kurtulacağını söylerler. Sıcak su getirtirler. İçer ve bir kerre dahâ kay eder. Yediği lokmadan midesinde bir şey kalmayıncaya kadar buna devam eder. Bu hâli görenler;
-Yâ Sıddîk, bu kadar kendinize sıkıntı vermeniz ve zahmete girmeniz, yediğiniz o bir lokmadan dolayı mıdır deyince;
-Evet o bir lokmadandır. Çünkü Resûlullah efendimizden işittim, buyurdular ki; (Allahü teâlâ, yediği harâm olan kimselere Cenneti harâm etmiştir.) Sonra ellerini kaldırıp; 'Yâ Rabbî, yediğim lokma için elimden geleni yaptım. Damarlarımda bir şey kaldı ise affet. Bu zayıf kulun, Cehennem azâbına dayanamaz' diye duâ eder..."
Hazret-i Ömer de, Beyt-ül mâla âit zekât develerinin sütünden, yanlışlıkla verilip içtiği zamân, böyle yapmıştır. Abdullah bin Ömer hazretleri;
"Kambur oluncaya kadar namâz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçınmadıkça, kabûl edilmez, faydası olmaz" buyurmuştur.
Ebül-leys-i Semerkandî hazretleri de;
"Üç kimsenin duâsı kabûl olmaz: Harâm yiyenin, gıybet edenin, hased edenin" buyurmuştur.
Netice olarak, Din Büyükleri harâmlardan kurtulmak için, mubâhların ve helâllerin çoğunu bile terk etmişlerdir. Sehl bin Abdullah Tüsterî hazretlerinin buyurduğu gibi:
"Harâm yiyenlerin yedi âzâsı, organı, istese de, istemese de günâh işler. Helâl yiyenlerin âzâsı, ibâdet eder, hayır işlemesi kolay ve tatlı gelir."