Allahü teâlânın emirlerine farz, yasak ettiği şeylere harâm denir. Farzları yapmaya, harâmdan sakınmaya ibâdet etmek denir. Allahü teâlâ, ibâdet yapanları sever ve bunlara âhırette sonsuz ni'metler vereceğini Kur'ân-ı kerîmde bildiriyor. Erkek olsun, kadın olsun, her Müslümanın, her sözünde, her işinde, Allahü teâlânın emirlerine yani farzlara uyması ve yasak ettiklerinden, harâmlardan sakınması lâzımdır. Bir farzın yapılmasına ve bir harâmdan sakınmaya ehemmiyyet vermeyenin îmânı gider. Îmânsız olarak ölen bir kimse, kabirde azâb çeker, âhırette Cehenneme gider ve Cehennemde sonsuz olarak kalır. Hadis-i şerifte; (Harâm yiyenlerin ne farzları, ne de sünnetleri kabûl olmaz) buyuruldu. Abdullah bin Ömer hazretleri de buyurdu ki: "Kambur oluncaya kadar namâz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçınmadıkça, kabûl edilmez, faydası olmaz." Cehennemden kurtulmak isteyen, helâl ve harâmları iyi öğrenmeli, helâl kazanıp, harâmdan kaçınmalıdır. İslâmiyyetin sâhibinin yasak ettiği şeylerden sakınmalıdır. İslâmiyyetin hudûdunu aşmamalıdır... HOCASINI ÜZEN TALEBE!.. Vaktiyle bir talebesi, Şâh-ı Nakşibend Behâüddîn-i Buhârî hazretlerini üzmüş. Ama bir bakıma da, o talebe için hayra vesile olmuş. Kabahatini anlayan talebe gelmiş; -Efendim, hata ettim, sizi üzdüm. Bu sebeple sizden çok özür dilerim demiş. Behâüddîn-i Buhârî hazretleri; -Öyle özür dilemekle af olamazsın buyurmuş. Talebe; -Peki efendim, affetmeniz için ne yapmalıyım? deyince; -Git bir altın getir buyurmuş. Talebe, bu cevaba çok şaşırmış. Zira dünyaya düşkün olmayın diyen bir zât altın istemektedir! Bu hâl, öğrendikleri ile tam tezat teşkil etmektedir. Kendisini toparlayarak; -Efendim ben fakirim, garibim, bir altını nereden bulayım? deyince Behâüddîn-i Buhârî hazretleri; -Kimse görmesin diye samanlığa sakladığın 40 adet altını al buraya gel buyurmuş. Talebe, çaresiz köyüne gitmiş, samanlığa sakladığı, içinde 40 adet altın bulunan keseyi almış ve tekrar huzurlarına çıkmış. Behâüddîn-i Buhârî hazretleri; -Keseyi aç, eğer bir tane noksan çıkarsa kabul etmeyiz buyurunca, talebe, altınların hepsini çıkartıp koymuş. Behâüddîn-i Buhârî hazretleri, altınlara bakar, noksan olmadığını görünce, içinden bir tanesini eline alır ve talebesine hitaben; -Bu bir altını götür, fakire ver. Gerisi senin olsun, dilediğin gibi harca. Bu ayırdığımız ateştir buyurur. Talebe, hocasının huzûrundan ayrılırken, arkadaşları yanına gelir ve bu işin hikmetini sorarlar. Talebe, mahcup ve yüzü kızararak; -Bu altını kumardan kazanmıştım cevabını verir. Meğer Behâüddîn-i Buhârî hazretlerinin maksadı, o kumar kirini ondan temizlemekmiş... ONLARA ACINMAYACAK!.. Din büyüklerinin, Ehl-i sünnet âlimlerinin, sevenlerine, talebelerine birinci olarak söyledikleri şey; küfürden, şirkten korunmaktır. Daha sonra da harâm işlememektir. Zira harâm ateştir. Eğer bu talebedeki o altın, diğerlerinin içinden alınıp temizlenmeseydi, hepsi birden harâm olacaktı. O talebe de, harâm olan şeyi yediği için, ne kadar hocasının sohbetine gelse, ne kadar ibâdet etse, bu yaptıklarının bir zerresi dahi rûhuna, kalbine işlemeyecekti. Hocasını dinlediği ânda bazı hâller olsa da, bu hâller, kapıdan çıkıncaya kadar sürecek, sonra hepsi unutulacaktı. Din büyükleri, unutulacak şeyi söylemezler. Eğer bir şey söyleyeceklerse, o sözün veya hâlin, o kimsede kalmasını ve istifâde edilmesini isterler. Netice olarak, harâmdan kaçmak, farzı yapmaktan dahâ çok sevâptır. Harâmlar iyi niyyet ile yapılsa da, mubâh olamaz. Harâmlara hiçbir zamân sevâp verilemeyeceği gibi, özürsüz harâm işleyen, günâha girer. Harâmdan iyi niyetle, yani Allahü teâlâdan korkarak sakınan, vazgeçen sevâp kazanır. Başka sebeple harâm işlemezse, sevâp kazanmaz, yalnız, günâhından kurtulur. Hadis-i şerifte buyurulduğu gibi: (Malın helâlden mi, harâmdan mı geldiğini düşünmeyenler, Cehenneme, neresinden atılırsa atılsınlar, Allahü teâlâ, onlara acımayacaktır.)