Allahü teâlânın, insanlara gönderdiği Peygamberler, Peygamber olmalarına rağmen, emredilen sebeplere yapıştılar, sıkıntılara katlandılar, zahmetler çektiler. Eyyûb aleyhisselâm, insanları Allahü teâlâya îmân ve ibâdet etmeye çağırdı. Bu uğurda pekçok zahmet çekti. Sonra malı, evlâdı ve bedeni ile imtihân edildi. Ama bu sıkıntılara göğüs gerdi. Sabrı, kullukta kusûr etmeyip şikâyette bulunmayışı, bütün insanlara örnek oldu. Hiçbir şey yapmadan, zahmet çekmeden, yan gelip ağzını havaya açarak kısmetini beklemek, İslâmiyette yoktur. Allahü teâlâ Necm sûresinin 39. âyetinde meâlen; (İnsana [âhirette] ancak dünyâda çalışarak [ihlâs ile] yaptığı işler fayda verir) buyurmuştur. DÜNYA SIKINTI YERİDİR Allahü teâlâ, dünyayı, zahmet, sıkıntı yeri olarak yaratmıştır. Burada her şey, belli bir sebebe bağlı olarak verilmektedir. Bu sebeplere yapışmayan ve bu sebeplerin getirdiği sıkıntılara, zahmetlere katlanmayan, arzu ettiği nimete kavuşamaz. Alim olmak isteyen, ilim öğrenmenin sebeplerine yapışmaz ve bu sebeplerin getirdiği sıkıntılara, zahmetlere katlanmazsa, cehaletten kurtulamaz. Dinimiz hem çalışmayı, sebebe yapışmayı, zahmet çekmeyi ve hem de duâ etmeyi bildirmektedir. Önce sebebe yapışmak, sonra duâ etmek lâzımdır. Zira Peygamber efendimiz; (Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir) buyurmuşlardır. Seyyid Ebü'l-Vefâ hazretleri buyuruyor ki: "Her kim mevlâsına kavuşmak isterse, yolunun üstünde kendisini bekleyen zahmet ve meşakkatlere sabredip, göğüs germelidir. Meselâ keten bitkisi, zahmet ve meşakkatlere sabredip göğüs gerer, sonunda da kâğıt olur, üzerine Allahü teâlânın ismi yazılır. Muazzez ve mükerrem olur. Allahü teâlânın isminin azîzliğini ve bereketini görmez misin ki; keten önce toprağın altına hapsolunur. Sonra yeryüzüne çıkıp büyüdükten sonra koparılır, vatanından olur, gurbet acısı çeker. Sıcağa bırakılır, güneşin harâretinde kalır, dövülür ve posası ayrılır. Sonra daha temiz hâle gelmesi için tarağın dişlerinden geçirilir. Eğirilir, bükülür, en sonunda ibrişim gibi olup, insan eliyle kumaş yapılır. Bütün bunlar oluncaya kadar, haddi ve hesâbı olmayan eziyet çeker, meşakkatlere katlanır. Burada da kibirli olduğu sürede, o kibir gidinceye kadar sıkılır. Bu elemden parça parça olup, lüzumsuz oluncaya kadar kurtuluş yoktur. Lüzumsuz olunca da çöplüğe atılır. Ayaklar altında sürünür. Kâğıt imâl edicisi onu o hâlde yerlerde sürünürken görür ve kâğıt yapmak için alır. Temizce yıkadıktan sonra, yepyeni, bembeyaz, pırıl pırıl kâğıt yapar. Kâğıdın üzerine Allahü teâlânın ismi, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf yazılır. Keten, öyle hadsiz ve hesapsız eziyet ve meşakkatler çeker ki, anlatmakla bitirilemez. Bunun gibi, talebenin de böyle sıkıntı çekmesi lazımdır. Keten o kadar zahmet ve meşakkat yüzü gördükten sonra kâğıt olup, üzerine yazı yazılarak nasıl değeri artıp ellerde dolaşıyorsa, talebe de zahmet ve meşakkatler çekerek, o yollardan geçtikten sonra azîz olup, derecesi yükselir." İmâm-ı Gazâlî hazretleri, kendi nefsine hitaben buyuruyor ki: AZAPTAN KURTULMAK İÇİN... "Ey nefsim; belki inandığını fakat sıkıntıya gelemeyeceğini söyleyeceksin. Fazla sıkıntıya dayanamayanların, az bir zahmetle bu sıkıntıyı önlemeleri lâzım geldiğini, Cehennem azâbından kurtulmak için, dünyâda zahmete katlanmanın farz olduğunu, demek ki bilmiyorsun. Bugün dünyânın bir miktar zahmetine dayanamazsan, yarın Cehennem azâbına ve âhiretteki zillet ve alçaklığa ve kovulmaya nasıl dayanacaksın!" Netice olarak, her nimet, bir külfet karşılığıdır. Zahmet çekilmeden, nimete kavuşulamaz. Bir işin zahmeti ne kadar çoksa, rahmeti de o kadar çok olur. İbâdet zahmetine katlananlar, sonunda sonsuz nimetlere kavuşacaktır. Hazret-i Alî'nin buyurduğu gibi: "Uğraşmadan, çalışmadan Cennete kavuşacağını zanneden kimse, hayâle kapılıyor. Çalışarak kavuşacağım diyenin de kendini yorması, ibâdet meşakkatlerini yüklenmesi lâzımdır."