Her şey, Allahü teâlânın takdîri iledir

A -
A +

Dünyâda meydana gelen iyi ve fenâ her şey, Allahü teâlânın takdîri, dilemesi ile meydana gelmektedir. Fakat, iyi işlerden râzıdır, beğenir, fenâ işlerden ise, râzı değildir, beğenmez. İslâm dini ve bütün semâvî dinler, her şeyin, her işin, Allahü teâlânın takdîri, irâdesi, dilemesi ile hâsıl olduğunu bildirmektedir. İnsan bir işin ezelde nasıl takdîr edildiğini bilmediği için, Allahü teâlânın emrine uyarak çalışması lâzımdır. Kazâ ve kader, insanın çalışmasına mâni değildir. İnsanlar, kazâ ve kaderi, bir işi yapmadan önce değil, yaptıktan sonra düşünmelidir. Hadîd sûresinin 22. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Dünyâda olacak her şey, dünyâ yaratılmadan evvel ezelde Levh-i mahfuza yazılmış, takdîr edilmiştir. Bunu size bildiriyoruz ki, hayâtta kaçırdığınız fırsatlar için üzülmeyesiniz ve kavuştuğunuz kazançlardan, Allahın gönderdiği ni'metlerden mağrur olmayasınız. Allahü teâlâ kibirlileri, egoistleri sevmez) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme gösteriyor ki, kazâ ve kadere îmân eden bir kimse, hiçbir zamân ye'se, ümitsizliğe düşmez ve şımarmaz. Kazâ ve kadere inanmak, insanın çalışmasına mâni olmaz hatta çalışmasını kamçılar. KAZÂ VE KADERİN BAĞLILIĞI (Çalışınız! Herkes, kendisi için takdîr edilmiş olan şeylere sürüklenir) hadîs-i şerîfi de, insanın çalışmasının; kazâ ve kaderin nasıl olduğunu göstereceğini, çalışmak ile kazâ ve kader arasında sıkı bir bağlılık bulunduğunu bildirmektedir. Bir adamın iyilik için çalışması, bu adam için ezelde iyilik takdîr edilmiş olduğunu göstermektedir. Çünkü herkes, kendisi için ezelde takdîr edilmiş olan işleri yapmaya sürüklenir Kişinin hastalık yapan sebeplerden kaçınması, tevekküle, kadere mâni değildir. Hazret-i Ömer, Şâm'a girmek üzere iken, Şâm'da vebâ hastalığı olduğunu öğrenir. Yanında bulunanların bazısı; -Şâm'a girmeyelim der. Bir kısmı da; -Allahü teâlânın kaderinden kaçmayalım der. Hazret-i Ömer de; -Allahü teâlânın kaderinden, yine Onun kaderine kaçalım, şehre girmeyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdîri ile göndermiş olur buyurur. Daha sonra Abdurrahmân bin Avf hazretlerini çağırıp; -Sen ne dersin? diye sorar. O da; -Resûlullah efendimizden işittim. (Vebâ olan yere girmeyiniz ve vebâ olan bir yerden, başka yerlere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız!) buyurmuştu, der. Bunun üzerine Hazret-i Ömer; -Elhamdülillah, sözümüz, hadîs-i şerîfe uygun oldu buyurup Şâm'a girmezler. Ahmet Yekdest Cüryânî hazretleri, Hindistan'a giderken, yolda çoluk çocuğunun vebâ hastalığından vefât ettiklerini haber alır. Bu acı haberin etkisinde iken kervan eşkıyâ baskınına uğrar ve bütün mallarını alırlar. Ayrıca Ahmet Yekdest Cüryânî hazretlerinin sol elini bileğinden keserler. Kendisine bu sebeple Yekdest, tek elli denilir. Ahmet Yekdest Cüryânî hazretleri bütün bu olanlara sabreder, zikrine devam eder. Kervandakiler ondaki bu hâllere şaşıp; -Çocukların öldü, malın mülkün gitti, kolun kesildi. Buna rağmen sesin çıkmıyor dediklerinde, cevâben; -Ey kardeşlerim! Bize gelen bu belâ ve sıkıntıların Allahü teâlânın takdîri ile olduğunu bilelim. Allahü teâlâ Hadîd sûresi 22. âyetinde meâlen bunu bildirmekte ve; (Ne yerde ve ne de nefislerinizde bir musîbet başa gelmez ki, biz onu yaratmazdan önce, o bir kitapta, levh-il mahfûzda yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allaha göre kolaydır) buyurmaktadır. KULLUK BÖYLE OLUR!.. Bu îtibârla dünyânın esâsı mihnet, sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise sabretmekten başka reçetesi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur buyurur. Netice olarak her şeyin sâhibi, yaratanı, Allahü teâlâdır. Bütün varlıkların var olması ve varlıkta kalabilmesi, Allahü teâlânın kudreti, irâdesi, dilemesi ile olmaktadır. Her gün insanın karşılaştığı her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun için karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Hadîs-i kudsîde buyurulduğu gibi: (Kazâ ve kaderime râzı olmayan, beğenmeyen ve gönderdiğim belâlara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!)