İnsanların her işini, istekli ve isteksiz, bütün hareketlerini yaratan, Allahü teâlâdır. Kulların, istekli hareketlerini, işlerini yaratması için, kullarında ihtiyâr yani seçme ve irâde yani dileme yaratmıştır. Bu seçme ve dilemelerini, işleri yaratmasına sebep kılmıştır. Bir kul, bir şey yapmayı isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi yaratır. Kul istemez ve dilemez, Allahü teâlâ da dilemezse, o şeyi yaratmaz. O şey, yalnız kulun dilemesi ile de yaratılmaz. O da dilerse yaratır. Kullarının istekli işlerini yaratması, bir şeye ateş değerse, o şeyde yakmayı yaratması, ateş değmezse, yakmayı yaratmaması gibidir. Bıçak değince, kesmeyi yaratmaktadır. Bıçağı, kesmek için sebep kılmıştır. Allahü teâlâ, kullarının istekli hareketlerini, onların hareketi tercîh etmeleri ve dilemeleri sebebi ile yaratmaktadır. Fakat tabiattaki hareketler, kulların dilemesine, tercihine bağlı değildir. Bunlar, yalnız Allahü teâlâ dileyince, başka sebeplerle yaratılmaktadır. Her şeyin, güneşlerin, zerrelerin, damlaların, hücrelerin, mikropların, atomların maddelerini, özelliklerini, hareketlerini yaratan yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. KULUN İSTEKLİ HAREKETİ... Cansız maddelerin hareketleri ile, insan ve hayvanların istekli hareketleri arasında şu ayrılık vardır ki, kullar bir şeyi yapmayı tercîh edince ve dileyince, O da dilerse, kulu harekete geçiriyor ve yaratıyor. Kulun hareket etmesi kulun elinde değildir. Hattâ nasıl hareket ettiğinden haberi bile yoktur. Cansızların hareketlerinde tercih etmek yoktur. Ateş değdiği zamân, yakmak yaratılması, ateşin yakmayı tercîh etmesi ve dilemesi ile değildir. Kulların istekli hareketleri, iki şeyden meydâna gelmektedir: Birincisi, kulun kalbinin seçmesi, dilemesi ve kudreti iledir. Bunun için, kulun hareketlerine Kesb etmek denir. Kesb, insanın sıfatıdır. İkincisi, Allahü teâlânın yaratması, var etmesi iledir. Allahü teâlânın emirler, yasaklar, sevâplar ve azâblar yapması, insanda kesb bulunduğu içindir. Saffât sûresinin 96. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahü teâlâ, sizi yarattı ve işlerinizi yarattı) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, hem insanlarda kesb yani hareketlerinde kalbinin seçmesi, dilemesi bulunduğunu göstermekte, hem de, her şeyin kazâ ve kaderle yaratıldığını belli etmektedir. Kulun işinin yapılmasında, yaratılmasında, önce bu işi kulun kalbinin seçmesi ve irâde etmesi lâzımdır. Kul, kudreti dâhilinde olan şeyi irâde eder. Bu isteğe ve dilemeğe kesb denir. Kul her istediğini yapamaz, istemedikleri de var olabilir. Kulun, her istediğini yapması, her istemediğinin olmaması, kulluk değil, Ulûhiyyete, İlâh olmaya kalkışmaktır. Allahü teâlâ, lutf ederek, ihsân ederek, acıyarak, kullarına muhtâç oldukları, emirlere, yasaklara uyabilecek kadar kuvvet ve kudret vermiştir. Allahü teâlâ, insanların istekli işlerini, onların kalblerinin seçmelerinden ve irâde etmelerinden sonra yaratmayı, ezelde irâde etmiş, böyle olmasını dilemiştir. Ezelde böyle dilemeseydi, istekli hareketlerimizi de, biz istemeden, hep O zorla yaratırdı. İstekli işlerimizi biz istedikten sonra yaratması, ezelde, böyle istemiş olduğu içindir. HÂLIK VE MUHTÂR... Bir işi yapıp yapmamaya gücü yetmeye, kudret denir. Yapmayı veyâ yapmamayı tercîh etmeye, seçmeye, ihtiyâr, istemek denir. İhtiyâr olunanı yapmayı dilemeye, irâde, dilemek denir. Bir işi kabûl etmeye, karşı gelmemeye rızâ, beğenmek denir. İşin yapılmasına tesîr etmek şartı ile, irâde ile kudretin bir araya gelmesine halk, yaratmak denir. Tesîrli olmayarak bir araya gelmelerine kesb denir. Her ihtiyâr edenin, hâlık olması lâzım gelmez. Bunun gibi, her irâde edilen şeyden, râzı olmak lâzım gelmez. Allahü teâlâya Hâlık ve muhtâr denir. Kula, kâsib ve muhtâr denir. Netice olarak Allahü teâlâ, kullarına tercih, seçme ve irâde, dileme kuvveti ihsân etmiştir. Bunun için insan, kendi istekli işlerini, isterse yapar, istemezse, yapmaz. Tercih eden kuldur, yaratan ise Allahü teâlâdır. Çünkü her şey, Onun irâde ve yaratması ile var olmaktadır. En'âm sûresinin 102. âyet-i kerîmesinde meâlen buyurulduğu gibi: (Ondan başka ilâh yoktur. Her şeyin hâlıkı, yaratanı ancak O'dur.)