Peygamber efendimiz, Allahü teâlânın emirlerini tebliğe başlayınca, Mekkeli müşrikler, Resûlullah efendimize ve Eshâb-ı kirâma karşı olan düşmanlıklarını artırarak Müslümânları muhâsara ettiler. Muhâsara üç sene sürünce, Eshâb-ı kirâmın bâzısı, Medîne-i münevvereye, kimisi de Habeşistân'a hicret ettiler. Mekke-i mükerremede, Peygamber efendimiz, hazret-i Ebû Bekir ve hazret-i Alî'den başka kimse kalmamıştı. Hazret-i Ebû Bekir de hicret etmek için birkaç kere izin istemiş fakat Resûlullah efendimiz; (Sen benimle berâber hicret edersin) buyurarak izin vermemişlerdi. Mevâhib-i ledünniyyede buyuruluyor ki: "Resûlullah efendimiz, Eshâbına Mekke'den Medîne'ye gitmelerini emir buyurdu. Kendisi Mekke'de kalıp Allahü teâlâdan izin gelmesini bekledi. Bir gün Cebrâîl aleyhisselâm gelip, Kureyş kâfirleri seni öldürecek. Bu gece yatağında yatma, dedi. Ertesi gün hicret etmesine izni verilen âyet-i kerîmeyi getirdi." ÖLDÜRMEYE KARAR VERDİLER!.. Bu sırada Mekkeli müşrikler, Kureyş'in reîsi olan Ebû Cehil'in teklifi üzerine Resûlullah efendimizi öldürmeye karâr verdiler. Kâtilin belli olmaması için her kabîleden on iki kişi toplayarak Resûlullah efendimizin evinin etrâfını kuşattılar. O anda Allahü teâlâ, Peygamber efendimize hicret etmesi için emir verdi. Emri alan Resûlullah efendimiz, hazret-i Alîyi kendi yatağına yatırıp, Yasîn sûresinin 8. âyet-i kerîmesini okuyarak, müşriklerin arasından geçip gitti. Mekkeli müşrikler, Resûlullah efendimizin çıkıp gittiğini göremediler. Peygamber efendimiz, öğleye kadar, anlaşılamayan bir yerde kalıp, öğle vakti, hazret-i Ebû Bekir'in evine geldiler. Hazret-i Ebû Bekir'in oğlu Abdullah'a tembîh edip, her gün müşriklerin arasında dolaşıp topladığı haberleri ve yiyecek içecek alarak, her gece mağaraya getirmesini emir buyurdular. O gece, hazret-i Ebû Bekir ile birlikte evden çıkarak, Sevr dağındaki mağaraya gittiler. Mağara içinde, Resûlullah efendimiz mübârek başını hazret-i Ebû Bekir'in dizine koyup uyudu. Mağaradaki deliklerden zehirli hayvan çıkıp da, Resûlullah efendimizi incitmemesi için, hazret-i Ebû Bekir arkasındaki gömleği çıkarıp, parçalayarak, her parçası ile bir deliği tıkadı. Parça yetişmediği için, bir delik açık kaldı. Bu delikten bir yılan başını çıkarıp göründü. Hazret-i Ebû Bekir, yılanın dışarı çıkarak Resûlullah efendimizi incitmesini önlemek için, ayağını deliğe koydu. Yılan, ayağını ısırdı ise de çekmedi. Fakat, acısından gözlerinden yaş aktı ve Resûlullah efendimizin mübârek yüzüne damlayınca uyandı. Olanları anlayınca ısırılan yere mübârek tükürüğünü sürdü ve acısı hemen geçti. Mağarada üç gece kaldıktan sonra, Rebî'ul evvel ayının ilk pazartesi günü çıkıp, denize yakın yoldan deve ile Medîne'ye doğru yolcu oldular. Kudeyd denilen yerde bir çadıra rastladılar. Çadırdaki Âtike adındaki kadından yiyecek bir şeyler satın almak istediler. Kadın; -Zayıf, sütsüz bir koyundan başka yiyecek yok, dedi. Peygamber efendimiz; -İzin verirsen onu sağalım buyurdu. Mübârek eli ile koyunun sırtını okşayıp Besmele ile sağdı. O kadar çok süt çıktı ki, bulunanların hepsi bol bol içti ve kapları da doldurdu. Sonra kadının kocası gelip olanları işitince, hanımı ile birlikte Müslümân oldu. HİCRÎ SENE BAŞI... Netice olarak Peygamber efendimiz, 53 yaşında iken Medîne-i münevvereye hicret eyledi. Safer ayının 27. perşembe günü sabâh erkenden evinden çıkarak, öğleden sonra hazret-i Ebû Bekir'in evine geldi. O gece, berâberce, Mekke'nin 5.5 km güneydoğu tarafında bulunan Sevr dağındaki mağaraya geldiler. Mağarada üç gece kalıp, pazartesi gecesi yola çıktılar. Bir hafta yolculuktan sonra, Rebî'ul-evvel ayının 8. günü, Kubâ köyüne geldiler. Rebî'ul-evvel ayının 12. günü Medîne'ye hareket ettiler. Peygamber efendimizin, mîlâdın 622 senesinde, Allahü teâlânın emri ile, Mekke'den Medîne'ye yaptığı bu yolculuğa Hicret ve bu seneki Muharrem ayının birinci gününe de, Hicrî sene başı denir. Yeni 1430 Hicri senenin hayırlara vesile olması dileği ile...