Hikmet kelimesi; Peygamberlik ve Peygamber efendimizin sünneti anlamının dışında, faydalı ilim, edeb, ahlâk, güzel söz, sır, fıkıh ilmi, ilm-i ledünnî anlamlarında da kullanılmaktadır.
Bekara sûresinin 251. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(Allahü teâlâ ona, Dâvûd aleyhisselâma saltanat ve hikmet verdi) buyurulmuş ve buradaki hikmet, Peygamberlik anlamındadır.
Kâdî Beydâvî hazretleri, Nahl sûresindeki;
(Kullarıma hikmet ile ve güzel vaaz ile beni tanıt!) meâlindeki 125. âyet-i kerîmeyi tefsîr ederken;
"Anlayışlı, tahsîlli olanlara, fen bilgileri ile; hislerine tâbi olan câhil halka da, görünenleri anlatmakla bildir, demektir" buyuruyor.
(Hikmet, mü'minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadîs-i şerifinde buyurulan hikmet de, faydalı ilim, fen bilgisi anlamındadır.
Şakîk-i Belhî hazretleri, bir gün yolda giderken, karşısına bir gayr-i müslim gelir ve Şakîk-i Belhî hazretlerine;
-Bir kimse, kendisine rızık verdiği için Allahü teâlâya îmân ve ibâdet ederse, o kimsenin bu yaptığı yalancılıktır der. Şakîk-i Belhî hazretleri bunu duyunca yanındakilere;
-Bu kimsenin söylediği sözü bir yere yazınız buyurur. O gayr-i müslim;
-Nasıl olur, senin gibi yüksek bir zât, benim gibi birinin söylediği sözü kaydeder mi? deyince Şakîk-i Belhî hazretleri buyurur ki:
-Evet biz, kim olursa olsun doğruyu söyleyen kimsenin sözünü alır, kabûl ederiz zira Peygamber efendimiz;
(Hikmet, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) buyurdu. Bu sözler karşısında hayrette kalan gayr-i müslim;
-Bana İslâmiyeti anlat, ben de Müslüman olacağım. Çünkü senin dînin hak dindir, tevâzu ve hakkı kabûl etmeyi emretmektedir der ve Müslüman olur.
Öğrenmesi farz veyâ vâcib olan fıkıh bilgilerini öğrenmemek fısktır, günâhtır. İbni Âbidîn'de buyuruluyor ki:
"Kur'ân-ı kerîmden namâz kılacak kadar ezberlemek farzdır. Bunu öğrendikten sonra, fıkıh bilgilerinden farz-ı ayın olanları öğrenmek, Kur'ân-ı kerîmin fazlasını ezberlemekten dahâ iyidir. Çünkü Kur'ân-ı kerîmi ezberlemek, yani hâfız olmak farz-ı kifâyedir. İbâdetler ve mu'âmelât için lâzım olan fıkıh bilgilerini öğrenmek ise farz-ı ayındır. Helâlden, harâmdan 200 bin meseleyi ezberlemek lâzımdır. Bunların bir kısmı farz-ı ayındır. Bir kısmı da farz-ı kifâyedir. Herkese, işine göre, lüzûmlu olanlar farz-ı ayın olur. Fakat hepsini öğrenmek, Kur'ân-ı kerîmi ezberlemekten dahâ iyidir. Tefsîr ile vakit geçirmek doğru değildir. Çünkü tefsîr ile, vaaz ve kıssa öğrenilir. Fıkıh okuyarak, helâli, harâmı öğrenmelidir. Allahü teâlâ 'hikmet'i övdü. Tefsîr âlimlerinin çoğu, hikmet, fıkıhtır dedi. Bir fıkıh âlimi, bin zâhidden dahâ kıymetlidir."
İmâm-ı Gazâlî hazretleri, yerlerin, göklerin yaratılma sırrını, hikmetini anlatırken;
"Gökyüzüne, yıldızlara, Ay'a, Güneş'e, bunların hareketlerine, doğuş ve batışlarına bir bak! İyi bil ki, her yıldızın yaratılmasında, şeklinde, renginde, bulunduğu yere konmasında binbir hikmet vardır" buyurmaktadır.
Netice olarak hikmet kelimesinin, kullanıldığı yere göre birçok anlamı, mânâsı, kısaca hikmet kelimesinin hikmetleri vardır.