Hu­zur­suz­lu­ğun kay­na­ğı

A -
A +

İn­san­la­rın, sıh­hat­li, sağ­lam, ra­hat, ne­şe­li ya­şa­ma­la­rı­na ve âhi­ret­te son­suz sa­âde­te ka­vuş­ma­la­rı­na se­bep olan fay­da­lı şey­le­re ni'met de­nir. Al­la­hü teâ­lâ, çok mer­ha­met­li ol­du­ğu için, kul­la­rı­na lâ­zım olan bü­tün ni'met­le­ri ya­rat­tı ve bun­lar­dan na­sıl is­ti­fâ­de edi­le­ce­ği­ni, na­sıl kul­la­nı­la­ca­ğı­nı, Pey­gam­ber­le­ri ile gön­der­di­ği ki­tap­la­rın­da bil­dir­di. Bu bil­gi­le­re din de­nir. Al­la­hü teâ­lâ, ilk in­san ve ilk Pey­gam­ber olan Âdem aley­his­se­lâm­dan iti­ba­ren bir Pey­gam­ber vâ­sı­ta­sı ile, in­san­la­ra din­ler gön­der­miş ve bun­lar vâ­sı­ta­sı ile, in­san­la­rın dün­yâ­da ra­hat, hu­zûr için­de ya­şa­ma­la­rı, âhi­ret­te de son­suz sa­âde­te ka­vuş­ma­la­rı yo­lu­nu bil­dir­miş­tir. Sa­âde­te, hu­zû­ra ka­vuş­mak için, ön­ce Al­la­hü te­âlâ­ya, Pey­gam­ber­le­ri­ne îmân et­me­yi son­ra da ki­tap­la­rın­da­ki emir ve ya­sak­la­ra uy­ma­yı em­ret­miş­tir. EMİR VE YA­SAK­LA­RA UYAN... Din­li ol­sun, din­siz ol­sun, inan­sın inan­ma­sın, her­han­gi bir kim­se, bi­le­rek ve­yâ bil­me­ye­rek, Kur'ân-ı ke­rîm­de bil­di­ri­len emir ve ya­sak­la­ra uy­du­ğu ka­dar, dün­yâ­da ra­hat ve hu­zur için­de ya­şar. Bu hâl, fay­da­lı bir ilâ­cı kul­la­nan her­ke­sin, dert­ten, sı­kın­tı­dan kur­tul­ma­sı gi­bi­dir. Za­ma­nı­mız­da, din­siz, îmân­sız çok kim­se­nin ve Müs­lü­mân ol­ma­yan, hat­tâ İs­lâm düş­ma­nı olan ba­zı mil­let­le­rin bir­çok iş­le­rin­de, ba­şa­rı­lı ol­ma­la­rı, ra­hat, hu­zur için­de ya­şa­ma­la­rı, inan­ma­dık­la­rı, bil­me­dik­le­ri hâl­de, Kur'ân-ı ke­rî­min em­ri­ne uy­gun ola­rak ça­lış­tık­la­rı için­dir. Müs­lü­mân ol­duk­la­rı­nı söy­le­yen, âdet ola­rak ibâ­det­le­ri ya­pan, çok kim­se­nin ise, se­fâ­let, sı­kın­tı­lar için­de ya­şa­ma­la­rı­nın se­be­bi de, Kur'ân-ı ke­rî­min gös­ter­di­ği emir­le­re ve gü­zel ah­lâ­ka uy­ma­dık­la­rı için­dir. Kur'ân-ı ke­rî­me uya­rak âhi­ret­te son­suz sa­âde­te ka­vu­şa­bil­mek için ise, ön­ce bu­na îmân et­mek, inan­mak ve bi­le­rek, niy­yet ede­rek uy­mak lâ­zım­dır. Al­la­hü teâ­lâ, îmân eden­le­ri ve îmâ­nın îcâp­la­rı­nı ya­pan­la­rı zul­met­ler­den, sı­kın­tı­lar­dan kur­ta­rır. Bun­la­rı hu­zû­ra, sa­âde­te ka­vuş­tu­rur. Bun­lar, her za­mân ve her iş­le­rin­de, ra­hat ve hu­zur için­de olur­lar. Kim­yâ-i Se'âdet ki­tâ­bın­da, Ebû Sa'îd-i Hud­rî haz­ret­le­rin­den nak­le­de­rek bu­yu­ru­lu­yor ki: "Re­sû­lul­lah efen­di­miz, hay­va­na ot ve­rir, de­ve­yi bağ­lar, evi­ni sü­pü­rür, ko­yu­nun sü­tü­nü sa­ğar, ayak­ka­bı­sı­nın sö­kü­ğü­nü di­ker, ça­ma­şı­rı­nı ya­mar­dı. Hiz­met­çi­si ile bir­lik­te ye­mek yer ve hiz­met­çi­si­ne yar­dım eder­di. Pa­zar­dan öte be­ri alıp tor­ba için­de eve ge­ti­rir­di. Fa­kîr­le, zen­gin­le, bü­yük­le, kü­çük­le kar­şı­la­şın­ca, ön­ce se­lâm ve­rir ve bun­lar­la mü­sâ­fe­ha et­mek için, mü­bâ­rek eli­ni ön­ce uza­tır­dı. Kö­le­yi, efen­di­yi, be­yi, si­yâ­hı ve be­yâ­zı bir tu­tar­dı. Her kim olur­sa ol­sun, ça­ğı­rı­lan ye­re gi­der­di. Önü­ne ko­nu­lan şe­yi, az ol­sa da, ha­fîf, aşa­ğı gör­mez­di. Ak­şam­dan sa­bâ­ha ve sa­bah­tan ak­şa­ma ye­mek bı­rak­maz­dı. Gü­zel huy­lu idi, iyi­lik et­me­si­ni se­ver­di ve her­kes­le iyi ge­çi­nir­di. Gü­ler yüz­lü, tat­lı söz­lü idi. Söy­ler­ken gül­mez­di. Aşa­ğı gö­nül­lü ve hey­bet­li idi. Cö­mert olup, is­râf et­mez, fay­da­sız ye­re bir şey ver­mez­di. Her­ke­se acır­dı ve kim­se­den bir şey bek­le­mez­di. Saâ­det, hu­zûr is­te­yen, Onun gi­bi ol­ma­lı­dır..." KAL­Bİ TE­MİZ OLAN... Müs­lü­mân­lık, dün­yâ ve âhi­ret sa­âde­ti­ni sağ­la­yan tek yol­dur. Al­la­hü te­âlâ­nın tak­di­ri­ne ina­nan bir Müs­lü­mân, dün­yâ­da, dâi­mâ hu­zûr için­de­dir. Çün­kü bu Müs­lü­mân, ken­di­si­ne ge­len ha­yır ve şer­rin Al­la­hü te­âlâ­nın tak­dî­ri ile ve On­dan ge­len her şe­yin de, ken­di­si için iyi ol­du­ğu­na, kö­tü zan­net­ti­ği şe­yin so­nu­nun, iyi ola­ca­ğı­na ina­mak­ta ve böy­le­ce fe­lâ­ket­le­re de, ko­lay­lık­la gö­ğüs ger­mek­te­dir. İş­te böy­le bir in­san, hu­zûr­lu­dur ve Al­la­hü te­âlâ­nın da sev­gi­li ku­lu­dur. Al­la­hü teâ­lâ, din­le­ri, Pey­gam­ber­le­ri, kalb­le­ri te­miz­le­mek için gön­der­miş­tir. Kal­bi te­miz olan bir kim­se, her­ke­se iyi­lik eder, mil­le­ti­ne fay­da­lı olur. Dün­yâ­da, ra­hat, hu­zur için­de ya­şar ve âhi­ret­te de, son­suz sa­âde­te ka­vu­şur. Ne­ti­ce ola­rak hu­zûr­suz­lu­ğun kay­na­ğı­nın il­ki, di­ni­ni bil­me­mek ve öğ­ren­me­mek­tir. İkin­ci­si ise, bil­dik­le­ri­ni, öğ­ren­dik­le­ri­ni tat­bik et­me­mek­tir. Zi­ra hu­zûr, Al­la­hü te­âlâ­nın emir ve ya­sak­la­rı­nı öğ­re­nip bun­la­ra uy­mak­la el­de edi­lir. Her­ke­se dert ve be­lâ, gü­nâh yo­lun­dan, ra­hat ve hu­zur da, itâ­at yo­lun­dan gel­mek­te­dir...