İbâdetleri, şartlarına uyarak yapmalı

A -
A +
Allahü teâlâ, kullarını kendisine ibâdet etmek için yarattı. İbâdet, zül ve zillet demektir. Yani insanın Rabbine, mâbûduna karşı, hakir, âciz, muhtaç olduğunu göstermesidir. Bu da, her aklın, nefsin, âdetlerin güzel ve çirkin dediklerine uymayıp, Allahü teâlânın güzel ve çirkin dediklerine teslîm olmak, cenâb-ı Hakkın gönderdiği Kitâba ve Peygamberlere inanmak, bunlara tâbi olmak demektir. Bir insan, bir işi, Allahü teâlânın izin verdiğini düşünmeden, kendi görüşü ile yaparsa, cenâb-ı Hakka kulluk yapmamış, Müslümânlığın îcâbını yerine getirmemiş olur.
Bir ibâdetin ilmini öğrenmeyenin, şartlarını bilmeyenin, yaptığı ibâdet, ihlâs ile yapılmış olsa da, sahîh olmaz. Hiç yapmamış gibi, azâb görür. Şartlarını bilerek ve gözeterek yapanın, ibâdeti sahîh olur. Cehennem azâbından kurtulur. Fakat, ihlâs ile yapmadı ise, bu ibâdeti ve hiçbir iyiliği kabûl olmaz, sevâb kazanamaz. Zira Allahü teâlâ, böyle olan ibâdeti, hayrât ve hasenâtı beğenmeyeceğini bildiriyor. İlim ve ihlâs ile yapılmayan ibâdetin faydası olmaz, insanı küfürden, günâhtan, azâbdan kurtarmaz. Ömür boyu, böyle ibâdet yapıp da, küfür üzere vefât eden çok kimse görülmüştür.
İlim, ihlâs ile yapılan ibâdet, insanı, dünyâda küfürden, günâhdan kurtarır ve azîz eder. Âhirette de, Cehennem azâbından kurtaracağını, Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 9. âyetinde ve Vel'asr sûresinde va'detmektedir. Allahü teâlâ, va'dinde sadıktır, verdiği sözü elbette yapar.
Şeytân, ibâdetler için lâzım olan bilgileri öğrenmeyenleri, hîle olarak;
"Senin ibâdetlerin hep kusûrludur, riyâ karışıktır. Böyle ibâdetlerle müttekî olamazsın. Allahü teâlâ, Mâide sûresinde;
(Allah, yalnız müttekîlerin ibâdetlerini kabûl eder) buyuruyor. Senin ibâdetlerin kabûl olmaz. Boşuna uğraşıyorsun. Boş yere, sopa yiyen hayvân gibi, eziyet çekiyorsun" diye aldatmaya çalışır.
Şeytânın bu hîlesine aldanmamak için, îmân ve ibâdet bilgilerini doğru olarak öğrenmeli, doğru olarak yapmaya çalışmalı ve;
"Ben, Allahü teâlânın azâbından kurtulmak ve emrine uymak için ibâdet ediyorum. Benim vazîfem, emri yerine getirmektir. Kabûl olup olmayacağı, Onun bileceği şeydir. Şartlarına uygun olan ve farzları yapılan ibâdetin sahîh olması muhakkaktır" demelidir.
Netice olarak bir Müslümânın, kendisine dünyâda ve âhırette fayda sağlayacak bilgileri öğrenmesi, ibâdetleri de, şartlarına uygun olarak yapması lâzımdır. Âhirette imdâdımıza yetişecek, mezârda dünyâdaki dostlarımız bizi yalnız bırakıp gittikleri zamân, bize arkadaş olacak, mezârdan kalkınca, ananın evlâdından, kardeşin kardeşinden, dünyâdaki dostların birbirlerinden kaçıp, herkes başının çâresini aradığı vakit bizi kurtaracak olan amel ve ibâdetleri yapmalıyız. Bilgisiz, şartlarına uygun olarak yapılmayan ameller, ibâdetler, mahşer günü, insanı kurtarmaz. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Faydasız ilmi öğrenmekten ve Allahü teâlâdan korkmayan kalbden ve dünyâya doymayan nefisten ve Allah için ağlamayan gözden ve kabûle lâyık olmayan duâdan Allahü teâlâ bizi korusun.)