"İbâdetlerini ihlâs ile yap!.."

A -
A +

İbâdetlerin sahih ve kabul olması için, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaya niyet etmek lâzımdır. Niyyet, kalb ile olur. Yalnız söylemekle niyyet edilmiş olmaz. Kalb ile birlikte olmak şartı ile söyleyerek niyyet etmek câiz olur denilmiştir. Kalb ile niyyet, söz ile niyyete benzemezse, kalbdeki niyyete bakılır. Niyyet, ibâdet yapmayı kalbe getirmek, hâtırlamak değildir. Allahü teâlâ için yapmayı irâde etmek, istemek demektir. Niyyet, ibâdete başlarken yapılır. Dahâ önce, meselâ bir gün önce yapılırsa, niyyet olmaz. Buna emel, arzû, vaad denir. Meselâ, hanefî mezhebinde oruca niyyet etmek zamânı, bir gün evvel, güneşin batmasından başlayarak, ertesi gün, Dahve-i kübrâ vaktine kadardır. Başkalarının günâha girmemeleri için, bir kimsenin mubâhları terk etmesi iyi olur. Fakat sünnetleri, hattâ müstehabları terk etmesi câiz olmaz. Meselâ gıybet yapmamaları için, misvâk kullanmayı terk etmek iyi olmaz. GÜNAHINI GİZLEYENLER... Günâh işleyecek kimsenin, bu günâhtan vazgeçmesi, Allahü teâlâdan korktuğu veyâ insanlardan hayâ ettiği yâhut başkalarının yapmasına sebep olmamak için olur. Allahü teâlâdan korkarak terk etmenin alâmeti, o günâhı gizli olarak da işlememektir. İnsanlardan hayâ etmek, onların kötülemelerinden korkmak demektir. Başkalarının günâh işlemelerine sebep olmak, yalnız yapmaktan dahâ çok günâhtır. Başkalarının bu günâhı işlemelerinin günâhları da, kıyâmete kadar bunlara sebep olana yazılır. Bir hadîs-i şerîfte; (İnsan günâhını dünyâda gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyâmet günü, bu günâhı kullarından saklar) buyuruldu. Herkese verâ sâhibi olduğunu bildirmek için, günâhını saklamak ve gizli olarak devâm etmek, riyâ olur. İbâdetlerini başkalarına göstermekten hayâ etmek câiz değildir. Hayâ, günâhlarını, kabâhatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten, emr-i ma'rûf, nehy-i münker, imâmlık, müezzinlik yapmaktan, Kur'ân-ı kerîm okumaktan hayâ etmek câiz değildir. (Hayâ îmândandır) hadîs-i şerîfindeki hayâ, kötü, günâh şeyleri göstermekten utanmak demektir. Mü'minin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi lâzımdır. Bunun için, ibâdetlerini ihlâs ile yapmalıdır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: (Başkalarına gösteriş için namâzını güzel kılan, yalnız olduğu zamân böyle kılmayan, Allahü teâlâyı tahkîr etmiş olur.) (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Benim şerîkim yoktur. Başkasını bana şerîk eden, sevâplarını ondan istesin. İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan işleri kabûl eder.) Dünyâ ni'metleri geçici ve ömürleri ise pek kısadır. Bunları ele geçirmek için dînini vermek ahmaklıktır, akılsızlıktır. Çünkü insanların hepsi âcizdir. Allahü teâlâ dilemedikçe, kimse kimseye fayda ve zarar yapamaz. İnsana Allahü teâlâ kâfîdir. ÜMİT VE KORKU!.. Allahü teâlâdan korkmalı, Onun rahmetinden ümîdini kesmemelidir. Ümît, korkudan çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. Gençlerde korkunun dahâ fazla olması, ihtiyârlarda, yaşlılarda da ümidin dahâ fazla olması lâzımdır denildi. Hastalarda ümit fazla olmalıdır. Korkusuz ümit ve ümitsiz korku câiz değildir. Birincisi emîn olmaya, ikincisi ümîtsiz olmaya sürükler. Hadîs-i kudsîde; (Kulumu, beni zannettiği gibi karşılarım) buyuruldu. Zümer sûresinin 53. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allah bütün günâhları affeder. O gafûrdur, rahîmdir) buyuruldu. Bunlardan, ümidin fazla olması lâzım geldiği anlaşılmaktadır. (Allah korkusundan ağlayan, Cehenneme girmez) ve (Benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız) hadîs-i şerîfleri de, korkunun fazla olması lâzım geldiğini göstermekdedir. Netice olarak ibâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, sevgisine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâs ile ibâdet etmemiz emrolundu. Resûlullah efendimizin Mu'âz bin Cebel hazretlerini, Yemen'e vâlî olarak gönderirken buyurduğu gibi: (İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel kıyâmet günü sana yetişir.)