İhtirâs, insanı felâkete sürükler

A -
A +

İhtirâs, sözlük anlamı itibariyle, şiddetli arzu, aşırı heves, istek, gözün ve gönlün doymaması demektir. Hırs da, bir şeye aşırı düşkünlük, şiddetli istek anlamındadır. İnsanın bedeni, birbirine zıt olan dört türlü maddeden yaratılmıştır. Her çeşit madde, başka şeyler istemekte ve başka şeylerden kaçmaktadır. İnsanın şehvânî istekleri, bedenden doğmaktadır. Gadab etmesi, istememesi de bedenden ileri gelmektedir. Hayvanlarda da şehvet, gadab, hırs, hased vardır. İnsanıın hayvana benzeyen tarafı, hayvânî rûhtan ileri gelen şehvet, gadab ve hırs gibi kuvvetlerdir. Bu kuvvetler, hayvanlarda, insandan daha kuvvetlidir. Şehvet, insanın kendine tatlı gelen şeyleri isteme kuvvetidir. Bunun orta miktârına iffet, nâmûs denir. İnsan, tabîatının muhtâç olduğu şeyleri, İslâmiyyete ve insanlığa uygun olandan yani lüzumundan fazla isterse, yaparsa buna, hırs ve fücûr denir. O zaman insan, helâl, harâm demeden, her istediğini elde etmeye çalışır. Başkalarının zararına da olsa, beğendiği şeyleri toplar. Bu sebeple Peygamber efendimiz; (Mal ve şöhret hırsının insana zararı, koyun sürüsüne giren iki aç kurdun zararından dahâ çoktur) buyurmuşlardır. HIRS, BİR KALB HASTALIĞIDIR" İmâm-ı Gazâlî hazretleri de; "Hırslı insan, helâl haram demeden her istediğine kavuşmak, başkalarının zararına da olsa, beğendiği şeyleri toplamak, ister. Hırs veya tamah, kalb hastalıklarındandır. Hırs ve tamahkârlığın en kötüsü insanlardan bir şeyler beklemektir" buyurmuştur. Habîb bin Sâlim Râî hazretleri, Selmân-ı Fârisî hazretlerinin sohbetine kavuşmuş, Tâbiînden bir zâttır. Bu zât, koyunlarını Fırat Nehri kenârında otlatır ve insanlardan uzak yaşardı. Büyüklerden biri şöyle nakleder: "Bir gün onun yanına uğramıştım. Namâz kılıyordu ve koyunlarını da, kurtlar otlatıyordu. Kendi kendime, 'bu ihtiyâr zâtı ziyâret edeyim, büyüklüğünü görürüm' diyerek bekledim. Namâzını bitirince, ona selâm verdim ve bana; -Ey oğul niçin geldin, dedi. -Ziyâret için geldim, dedim. -Allahü teâlâ sana hayırlar versin, dedi. -Efendim, kurtlarla koyunları bir arada görüyorum deyince; -Koyunları güden, Allahü teâlâ ile berâberdir de, onun için böyledir, buyurdu. Ağaçtan bir kabı vardı. O kabı bir taşın altına tuttu. Taştan biri süt, biri bal olmak üzere iki çeşme akmaya başladı. -Efendim, bu dereceye ne ile kavuştunuz, dedim. -Muhammed aleyhisselâma tâbi olmakla kavuştum, dedi. Sonra; -Ey oğul, Mûsâ aleyhisselâmın kavmi, Ona muhâlefet ettiği hâlde, hâre taşı onlara su verdi. Derecesi Mûsâ aleyhisselâmdan yüksek olan Muhammed aleyhisselâma tâbi olduktan sonra, taş bana süt ve bal vermez mi, dedi. -Bana nasîhat eder misiniz, dedim. -Kalbini hırs kutusu ve mideni harâm kabı yapma! İnsanoğlu bu ikisinden helâk olur. Bu ikisine dikkat eden kurtulur, buyurdu." Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri anlatır: "Mevki sâhibi, zengin bir kimse, büyüklerden birisine; -İhtiyaçlarınızı bildirirseniz, size yardım etmek isteriz deyince o zât; -Biz iki şeyi emrimiz altına aldık, onlar bizim esirimiz, kölemiz oldu. Siz ise, o iki şeyin esirisiniz ve onlar size hükmediyor. Biz, o iki şeyi kahrettik, sizi ise, o iki şey kahretti. O iki şeyden birisi şehvet, diğeri ise hırstır. Şehvet; nefsin aşırı ve zararlı istekleridir. Hırs ise, azgınlık, kızgınlık, sonu gelmeyen arzu demektir. Yâni siz, benim kölelerimin kölesisiniz. Kölelerimin kölesi olan birine, ihtiyaçlarımı bildirip, ondan fayda ve menfaat beklemem doğru olur mu? buyurur." KİBİR, HIRS VE BÖBÜRLENME Netice olarak, bir şey için olan hırs ve gayret, o şeye olan sevginin netîcesidir. Bu sebeple ihtirâs, gafillerin kalbinde şeytanların sultanıdır. Hâtim-i Esam hazretlerinin buyurduğu gibi: "Şu üç halde iken ölümün sizi yakalamasından sakının! Kibir, hırs ve böbürlenme. Allahü teâlâ, kibirleneni zelil etmeden, gururlananı aç ve susuz bırakmadan, hırslı kimseyi de idrâr ve necâsetin içinde bırakmadan rûhunu almaz, bu dünyâdan ayırmaz."