İnsân, çok şeye muhtâç olan âciz bir varlıktır. Hiç yok iken, önce bir şey yapamayan, hareket edemeyen bebek oldu. Büyüyünce de, her an hasta olmak, ölmek korkusundadır. Nihâyet ölecek, çürüyecek, toprağa karışacak, hayvânlara, böceklere gıdâ olacaktır. İdâm odasına sokulmuş olup, idâm olunacağı zamânı bekleyen kimsenin, ölüm odasında çektiği sıkıntılar gibi dünyâ zindanında, her an ne zamân azâba götürüleceğini beklemektedir. Ölecek, böceklere yem olacak, kabir azâbı, sonra diriltilip kıyâmet sıkıntıları çekecek ve yaptıklarının hesabını verecektir. Cehennemde sonsuz yanmak korkusu içinde yaşayan bir kimseye, kendini beğenmek, her şeye tepeden bakmak mı yoksa haddini bilip alçak gönüllü olmak mı yaraşır? İnsanların yaratıcısı, yetiştiricisi, her an tehlikelerden koruyucusu ve sonsuz kudret sahibi olan Allahü teâlâ; (Tekebbür edenleri sevmem, tevâzu edenleri severim) buyurmaktadır. AKILLI KİMSE KİBİRLENMEZ!.. Âciz, elinden hiçbir şey gelmeyen bir insana, kibirlenmek mi yoksa tevâzu etmek mi yakışır? Aklı başında olan, kendini ve Rabbini tanıyan kimse, hiç kibirlenebilir mi? İnsan, aşağılığını, âcizliğini, Rabbine karşı her an izhâr etmek mecbûriyetindedir. Bunun için, her an, her yerde aczini göstermesi, tevâzu üzere bulunması, ibâdetlerini yapması lâzımdır. İnsan, âcizliğini, muhtaç olduğunu idrâk ederek, yaratanına itâat etmeli, Onun emrettiği sebeplere yapışarak her işini Allahü teâlâya havâle etmeli, Ona güvenmelidir. Sebeplerin tesîr etmesini de, Allahü teâlâdan bilmeli ve beklemelidir. Bunun için, hiçbir ibâdeti kaçırmamalı ve geciktirmemelidir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (İnsan, ihtiyâçlarını, Allahü teâlâya havâle ederse, ihtiyâçlarını ve bunları meydana getirecek sebepleri ihsân eder.) Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri; "İhtiyâçlardan kurtulmanın ilâcı, muhtâç olduğun şeyi terk etmektir. Her ihtiyâcını ve bunları hâsıl edecek sebebi Allahü teâlâdan beklemelidir" buyurmuştur. Allahü teâlâya hakkı ile itâat eden ve güvenen kimseye, herkes merhamet ve hizmet eder. Yahyâ bin Mu'âz Râzî hazretleri; "Herkes seni, Allahını sevdiğin kadar sever. Allahdan korktuğun kadar, senden korkarlar. Allaha itâat ettiğin kadar, sana itâat ederler. Allahü teâlâya hizmet ettiğin kadar, sana hizmet ederler. Hülâsa, her işin, Onun için olsun! Yoksa, hiçbir işinin faydası olmaz. Hep kendini düşünme! Allahü teâlâdan başka, kimseye güvenme!" buyurmuştur. Ebû Muhammed Râşî hazretleri buyuruyor ki: "Kendin ile Allahü teâlâ arasında en büyük perde, hep kendi menfeâtini düşünmek ve kendin gibi, bir âcize güvenmektir. Sofîlik, istediğin her yere gidebilmek, bulutların gölgesinde râhat etmek ve herkesten hürmet görmek değildir. Her hâlinde, Allahü teâlâya güvenmektir." TATLI DİL, GÜLER YÜZ... Müslüman, herkesle, dâimâ tatlı sözlü, güler yüzlü olmalı, onlarla zarûret kadar, haklarını ödeyecek kadar görüşmeli, onların arasında bulunmak, Allahü teâlâyı unutacak kadar olmamalıdır. Makam ve servet sâhipleri ile çok görüşmemeli, her hâlinde, sünnete uymaya ve bid'atten sakınmaya çalışmalıdır. Sıkıntılı zamânlarda, Allahü teâlâdan ümit kesmemeli ve üzülmemelidir. Çünkü İnşirâh sûresinin 5. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Her sıkıntıdan sonra, ferahlık, kolaylık vardır) buyurulmaktadır. Netice olarak insan, her bakımdan muhtâç olarak yaratılan bir varlıktır ve muhtâç olmadığı bir ânı da yoktur. Bu sebeple insanın; her zaman Allahü teâlâya itâat hâlinde olması lâzımdır. Hadis-i kudsîde buyurulduğu gibi: (Bana olan ihtiyâcınız kadar bana itâat edin! Cehenneme dayanabileceğiniz kadar günah işleyin! Îmânınızı düzeltin! Dîninizi düzeltirseniz ölümünüz de güzel olur.)