İnsanı en iyi tanıyan, Allahü teâlâdır çünkü O yaratmıştır. İnsandaki hastalıkları da en iyi bilen yine cenâb-ı Haktır. Bedenin hastalığını tedâvi için, doktorları, ilâçları yarattığı gibi, kalbin yani gönlün hastalığını tedâvi için de, Peygamberleri ve Onların vârisi olan âlimleri yaratmıştır. Doktor, hastasında gördüğü hastalığa göre ilâç verir. Hastalık değiştikçe ilâcı da değiştirir. Kalbi yani gönlü hasta olanlara da, Peygamber efendimiz ve Onun vârisi olan İslâm âlimleri ilâç verir. Kalbin hastalığını ve tedâvi şeklini bunlar bilir. Allahü teâlâ, Bekara sûresinin 10. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Onların kalblerinde nifâk ve hased hastalığı vardır) buyurmaktadır. Kalbin, rûhun hastalığı, herkeste başkadır. Resûlullah efendimiz yalnız kalbin hastalıklarını ve tedâvîsini bildirmekle kalmamış, kişilere, âilelere, toplumlara ve her çeşit dünyâ ve âhiret işlerine âit yüz binlerle bilgiyi söylemiştir. Kendi hastalığını ve kalbinin ilâcını bilemeyenler, bu hadîs-i şerîflerden kendine uygun olanları seçip alması imkânsız gibidir. RESÛLULLAH BAŞTABİBDİR!.. Ehl-i sünnet âlimleri, Evliyâ-i kirâm, kalb, rûh mütehassısları olup, herkesin bünyesine, hastalığına, zamânının zulmetine ve fesâdına uygun rûh ilâçlarını, hadîs-i şerîflerden seçerek söylemişler ve yazmışlardır. Resûlullah efendimiz, dünyâ eczâhânesine yüz binlerce ilâç hâzırlayan baş tabîb olup, Evliyâ da, bu hâzır ilâçları, hastaların dertlerine göre dağıtan, emrindeki yardımcı tabîbler gibidir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "İnsanın bedenine bir hastalık gelince ve uzvunda bozukluk olunca, o hastalığı gidermek ve o bozukluğu düzeltmek için, o kadar uğraşır da, kalb hastalığı kendisini sonsuz ölüme ve bitmez tükenmez azâblara sürüklediği hâlde, bu korkunç hastalıktan kurtulmayı hiç düşünmemektedir ve onu gidermek için hiç kıpırdamamaktadır. Kalbin hasta olması demek, Allahü teâlâdan başka şeylere tutulmuş olmasıdır. Bedenin hastalığı, İslâmiyyetin emirlerinin yerine getirilmesini güçleştirdiği gibi, kalb hastalığı da, İslâmiyyete uymayı güçleştirmektedir. Şûrâ sûresinin 13. âyetinde meâlen; (Müslümân olmalarını istemekliğin, kâfirlere çok güç gelmektedir) buyurulmaktadır. Hasta iyi olmadan önce ona gıdâ iyi gelmez. Bunun için, önce hastayı iyi etmeyi düşünmek lâzımdır. (Kalblerinde hastalık vardır) meâlindeki âyet-i kerîmede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hiçbir ibâdeti ve tâati fayda vermez, belki zarar verir. (Çok Kur'ân-ı kerîm okuyanlar vardır ki, Kur'ân-ı kerîm bunlara la'net eder) hadîs-i şerîfi meşhûrdur. (Çok oruç tutanlar vardır ki, onun oruçtan kazancı, yalnız açlık ve susuzluktur) hadîs-i şerîfi de sahîhdir. Kalb hastalıklarının mütehassısları olan tasavvuf büyükleri de, önce hastalığın giderilmesi için yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak teâlâdan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Kalb, bu bağlılıklardan, hastalıklardan kurtulmadıkça, insanın kurtulması çok güç olur." ÜÇ TÜRLÜ KALB VARDIR İnsanların akılları farklı olduğu gibi, kalbleri de farklıdır. Üç türlü kalb vardır: Birincisi, temiz ve sevgi ile Allahü teâlâya bağlı olan kalbdir. İkincisi ölü kalbdir ki, böyle bir kalbde, merhamet, acıma bulunmaz. Üçüncüsü ise, hasta olan kalb yani gönüldür. Kalbin hasta olması ise, İslâmiyyetin emirlerinin tadını duyamaması ve yasak ettiklerinden zevk almasıdır. Netice olarak, kişi îmân etmedikçe, emirleri yapıp yasaklardan sakınmadıkça, gönlünden mahlukların sevgisini çıkarmadıkça, kalbi hasta demektir. Bu hastalık tedâvi edilmezse, insanı Cehenneme sürükler. Bunun için ilk tedâvi edilecek hastalık, kalb yani gönül hastalığıdır.