İlmin kıymetli, şerefli olması, niyyete bağlıdır. Din bilgilerini, cahillikten, nefsin isteklerinden kurtulmak için öğrenmek lâzımdır. İmâm olmak, müftî olmak, din adamı tanınmak için öğrenmemelidir. Din bilgilerini, amel etmek için öğrenmeli, başkalarına öğretmeli ve bunları ihlâs ile yapmalıdır. Zira amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır. Hadîs-i şerîfde; (Allah için olmayan ilmin sâhibi Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır) buyuruldu. Dîni dünyâya âlet etmek, altın kaşıkla necâset yemeğe benzer ki böyle olanlar, din hırsızlarıdır. Hadîs-i şerîfde; (Din bilgilerini dünyâlık ele geçirmek için edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır) buyuruldu. Fen bilgilerini dünyâ menfâati için öğrenmek câizdir, hattâ lâzımdır. Hadîs-i şerîfde; (Bu ümmetin âlimleri iki türlü olacaktır: Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemiyeceklerdir. Böyle olan insana denizdeki balıklar, yeryüzündeki hayvânlar ve havadaki kuşlar duâ edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyâlık ele geçirmek için kullananlara kıyâmette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır) buyuruldu. (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadîs-i şerîfindeki âlim, Resûlullah efendimizin yolunda olan, Onun yoluna uyan din âlimidir. İslâmiyyete uyan âlim, etrâfına ziyâ saçan ışık kaynağı gibidir ve böyle âlimler, insanların en iyileridir. İlmi ile amel etmiyen ve dini, dünya çıkarları için kullananlar ise, insanların en kötüsüdür. Resûlullah efendimiz, Kâ'beyi tavâf ederken, kendisine; KÖTÜ OLANI SORMA... -Hangi insan dahâ kötüdür? diye sorulur. Peygamber efendimiz de; -Kötü olanı sorma! İyi olanları sor. Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür buyururlar. Îsâ aleyhisselâm buyurdu ki: (Kötü âlimler, su yolunu kapayan kaya gibidir. Su, kayadan sızıp geçemez. Akmasına da mâni olur.) Kötü din adamı, kanalizasyona benzer. Görünüşte, sağlam, sanat eseri gibi ise de, içi pislik doludur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür. İnsanların saâdeti ve felâketi, âlimlere bağlıdır. Büyüklerden biri şeytânı boş oturuyor görüp, sebebini sormuş. Şeytân demiş ki: Bu zamânın sapık âlimleri, bizim işimizi yapıyor. İnsanları yoldan çıkarmak için, bize iş bırakmıyorlar." Eshâb-ı kirâmdan hazret-i Huzeyfe, Resûlullah efendimize; -Yâ Resûlallah, biz müslümân olmadan önce kötü kimselerdik. Allahü teâlâ, zâtınızla islâm nimetini, iyilikleri bizlere ihsân etti. Bu saâdet günlerinden sonra, yine kötü zamânlar gelir mi diye süâl edince Peygamber efendimiz; -Evet gelecek buyurur. Hazret-i Huzeyfe; -Bu kötü günlerden sonra, hayırlı günler gelir mi diye arzedince, Resûlullah efendimiz; -Evet gelir. Fakat, o zamân bulanık olur buyururlar. -Bulanıklık ne demektir diye süâl edilince; ONLAR NASIL KİMSELER -Benim sünnetime uymayan ve benim yolumu tutmayan kimselerdir. İbâdet de yaparlar. Günâh da işlerler buyurur. Hazret-i Huzeyfe; -Bu hayırlı zamândan sonra, yine kötü günler olur mu diye sorunca; -Evet. Cehennemin kapılarına çağıranlar olacaktır. Onları dinleyenleri Cehenneme atacaklardır buyurur. -Yâ Resûlallah! Onlar nasıl kimselerdir deyince; -Onlar da, bizim gibi insanlardır. Bizim gibi konuşurlar. Âyet ve hadîs okuyarak, vâz ve nasîhat ederler. Fakat, kalblerinde hayır ve iyilik yoktur buyururlar. Netice olarak, emânetçinin kendisine bırakılan mâlları muhâfazada emîn olması lâzım geldiği gibi, din âliminin de, islâm bilgilerini bozulmaktan muhâfaza etmekte emîn olması lâzımdır. Din bilgilerini öğrenen kimse, yâ sonsuz saâdete kavuşur, yâhut nihâyetsiz felâkete düçar olur. Hadîs-i şerîfde buyurulduğu gibi: (Cehennemde azâb çekenlerden bazıları, kötü kokular yayar. Bu koku diğerlerine ateşten dahâ fazla azâb verir. Sen ne günâh işledin ki, böyle pis koku çıkarıyorsun denildikte, ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım der.)