"İnsan, keyif sürmek için yaratılmadı"

A -
A +

 İnsânın yaratılması, sâhibini, yaratanını tanıması, Ona kulluk etmesi içindir. Vezzâriyât sûresinin 56. âyetinde meâlen;

(İnsanları ve cinni, yalnız bana ibâdet etmeleri için yarattım) buyuruldu. 
İbâdet de, kalbin ve rûhun kırıklığı, kendini aşağı bilmesidir. İnsanın yaratılması, kendini hakîr bilmesi, aşağı görmesi içindir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:
"Bütün varlıkların hülâsası, özü olan insân, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazîfelerini yapmak için, Rabbine itâat, tevâzû, kuvvetsizliğini, ihtiyâcını göstermek, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği ibâdetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibâdetin Allahü teâlâya faydası yoktur. Candan teşekkür ederek, minnet ile ibâdet yapmalı, tâm teslîm olarak, emirleri yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya çalışmalıdır. Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtâç olmadığı hâlde, kullarını emir ve yasaklar vermekle şereflendirdi. Her şeye muhtâç olan, biz kulların, bu büyük ihsâna, bol bol teşekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya, cândan sarılmamız lâzımdır.

"YAZIKLAR OLSUN!.."
İyi biliyorsun ki, dünyâda biri, mevki, rütbe sâhibi olsa, emrinde bulunanlardan birine, mühim bir vazîfe verse, bu vazîfenin yapılmasında, emir verene de fayda olduğu hâlde, bu işçi, bu vazîfeye ne kadar çok ehemmiyet ve kıymet verir. Bu vazîfeyi, bana büyük bir zât verdi diye öğünür ve seve seve, zevk ile yapmaya çalışır değil mi? Yazıklar olsun! Allahü teâlânın büyüklüğü, yüksekliği, bu kimsenin büyüklüğü kadar değil midir de, İslâm dîninin istediklerini yapmaya, böyle çalışılmıyor. Allahü teâlânın emirleri vazîfe bilinmiyor ve vazîfe mukaddesdir, önce vazîfe, sonra namâz gibi şeyler deniyor. Hâlbuki, Allahü teâlânın emirleri birinci vazîfe olmak lâzımdır.
Utanmak ve gaflet uykusundan uyanmamız lâzımdır. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak, iki sebepten ileri gelir:
1- Allahü teâlânın emirlerine, yasaklarına inanılmamışdır. Bu ibâdetler, çöldeki insanların sağlam olması içindir. Bugün spor, fizikoterapi, masaj, namâzın işini görmekte, duşlar, banyolar, plâjlar, abdestten dahâ modern temizlemektedir denilmesidir.
2- Allahü teâlânın emirlerine ehemmiyet vermemektir. Bu emirlerin büyüklüğünü, mevki sâhibi kimselerin büyüklüğünden aşağı görmektir. Her iki sebeple de, ibâdet etmemenin çirkinliğini düşünmemiz lâzımdır.
Yalancılığı çok defa görülmüş olan birisi, düşman bu gece, filan yerden baskın yapacak dese, idâreciler, akıllılar, karşı koyma güçlerini düşünmez mi? O kimsenin yalancı olduğunu bildikleri hâlde, tehlike bulunan işlerde, tedbîrli, uyanık bulunmak lâzımdır demezler mi?

"BU, NASIL BİR ÎMÂNDIR!"
Muhammed aleyhisselâm, tekrâr tekrâr, açıkça, âhıretin sonsuz azâblarını bildiriyor. Buna inanmıyorlar. İnanılsa da, tedbîr, kurtulma çâresi düşünmüyorlar. Hâlbuki Peygamber efendimiz, kurtuluş yolunu da göstermektedir. O hâlde, Muhammed alehisselâmın sözlerine, bir yalancının sözleri kadar kıymet vermemek, nasıl bir îmândır? Îmânım var demek, Müslümânım demek, insanı kurtarmaz. Kalbin inanması, yakîn hâsıl etmesi lâzımdır. Hâlbuki, yakîn nerede? Zan, vehim bile değil. Çünkü, tehlikeli zamânlarda vehmedilen şeye karşı da, tedbîr almak, akıl îcâbıdır. Hucürât sûresinin 18. âyetinde meâlen;
(Allahü teâlâ, yaptıklarınızı hep görmektedir) buyurulduğu hâlde, harâmları, yapıyorlar. Hâlbuki, herhangi bayağı bir kimse, bu çirkin işleri görecek olsa, belki görmek ihtimâli olsa, yapmaktan vazgeçerler. Bu hâlin iki sebebi olabilir: 
Yâ, Allahü teâlânın verdiği habere inanmıyorlar. Yâhut da, Allahü teâlânın görmesine ehemmiyet vermiyorlar. Harâmları, bu iki sebep ile işlemek, îmânı mı, kâfir olmayı mı gösterir?"
Netice olarak, insanları dünyâya, yalnız yiyip içmek ve giyinip süslenmek için göndermediler. İstediklerimizi toplamak, sevdiğimiz şeylerle keyiflenmek ve oynayıp zevklenmek için yaratılmadık. İnsanların yaratılması, Allahü teâlâya karşı aşağılığını, gücü yetmezliğini, muhtâç, zavallı olduğunu göstermeleri içindir. Kulluk da, bu demektir.