İnsanların dereceleri, bütün mahlûkların tam ortasındadır. İslâmiyete uyanlar, yükselirler, meleklerden üstün olurlar. Nefislerine ve kötü arkadaşlara uyarak, İslâmiyetten uzaklaşanlar ise, alçalırlar.
İnsan, rûhu tarafından meleklere, bedenin yapısı bakımından hayvânlara benzemektedir. Rûh tarafını kuvvetlendiren kimse, meleklerden de üstün olur. Çünkü beden, insanı meleklikten uzaklaştırmakta, hayvânlara yaklaştırmakta iken, bu alçalmaya karşı koymuş ve yükselmiştir. Melekte, hayvânlaştırıcı bir beden yoktur. İyilikleri, meleklik ile birlikte yaratılmıştır.
AKIL IŞIĞI VERİLDİ
Bir kimse, bedeni kayırır, nefsi kuvvetlendirirse, hayvânlardan aşağı olur. Allahü teâlâ, A'râf sûresinin 178. ve Furkan sûresinin 44. âyetlerinde meâlen;
(Hattâ onlar, hayvânlardan dahâ aşağıdırlar) buyurarak, böyle kimselerin kötülüklerini bildirmektedir. Çünkü hayvânda akıl yoktur. Meleklere benzeyen rûhları da yoktur. Şehvetlerine uymaları suç olmaz. İnsanlara akıl ışığı verilmiş olduğundan, nefislerine uymaları, doğru yoldan sapmaları çok çirkin olur.
Hayvânların yaşayabilmeleri için, kendilerine lâzım olan teneffüs edecek hava, yiyecek, içecek, giyecek, barınacak, eş olacak şeylerin hepsi hâzır olarak yaratılmıştır. Bunlar arasında, yaşamaları için, en çok lâzım olanı havadır. Havasızlığa birkaç dakîkadan fazla dayanamazlar. Hemen ölürler. Hava, aramakla, bulmakla, zahmet çekmekle ele geçecek bir şey olsaydı, bunu arayacak kadar zamân bile yaşayamazlardı. Bu derece acele lâzım olan, bu çok lüzûmlu maddeyi, Allahü teâlâ, her yerde bulunacak ve mahlûklarının ciğerlerine kadar, kendiliğinden, kolayca girecek şekilde yaratmıştır. Yaşayabilmek için su, bu kadar acele lâzım değildir. İnsan ve hayvânlar, suyu arayıp bulacak zamân kadar yaşayabilirler. Bunun için, suyu bulmak îcâb etmektedir. Hayvânlarda akıl bulunmadığı ve birbirlerine yardımcı olmadıkları için, yiyeceklerini ve giyeceklerini hâzırlayamazlar. Bundan dolayı, yiyeceklerini pişirmeleri, hâzırlamaları lâzım değildir. Ot, leş yerler. Tüy, yün, kıl ile ısınırlar. Korunma âletleri, kendilerinde yaratılmıştır. Birbirlerine muhtâç değildirler.
İnsanlar ise, bütün bunları hâzırlamaya, düşünmeye mecbûrdur. Ekip biçmedikçe, ekmek yapmadıkça doyamazlar. İplik, dokuma ve dikicilik yapmadıkça giyinemezler. Korunmaları için de, akıllarını, zekâlarını işletmeleri, fen bilgisi öğrenmeleri, sanâyi kurmaları lâzımdır. Her hayvânda bulunan bir çeşit üstünlük, insanda bir araya getirilmiştir. İnsanın, kendisinde yaratılan bu üstünlükleri meydâna çıkarması için, aklını kullanması, fikrini yorması, çalışması lâzımdır. Saâdet ve felâket kapılarının anahtarı, insanın eline verilmiştir. Yükselmesi veyâ alçalması, kuvvetini sarf etmesine ve çalışmasına bırakılmıştır. Aklını, fikrini işleterek, saâdet yolunu görüp, bu yolda yürümeye çalışırsa, içinde yaratılmış olan yükseklikler, kıymetler eline geçer. Ufuktan ufka yükselerek, meleklere, Allahü âlânın rızâsına, sevgisine kavuşur. Yok eğer, nefsin zararlı arzûlarına uyarak, yaratıldığı gibi, hayvânlık derecesinde kalırsa, işi tersine dönerek, alçala alçala, esfel-üs-sâfilîne düşer. Felâketten felâkete, Cehenneme kadar sürüklenir.
AKIL, RÛH VE KALB
İnsan, yaratılışta iki taraflıdır. Ona hidâyet, üstünlük tarafını tanıtabilmek ve bunu kuvvetlendirmeye çalışmasını sağlamak için, bir rehber, bir üstâd lâzımdır. Bazı çocuklar, nasîhatle, yumuşak sözle ve mükâfât verilerek yola gelir. Bazısı ise, sert ve acı sözle ve cezâ vererek terbiye kabûl eder. Rehber, üstâd mâhir olup çocuğun yaratılışının nasıl olduğunu anlamalı, onu şefkatle, tatlı veyâ acı tesir ederek terbiye etmeli, yani yetiştirmelidir. Böyle mâhir ve müşfik bir rehber olmadıkça, çocuk ilim ve ahlâk edinemez, yükselemez. Rehber, yani ilm ve ahlâk sunan zât, çocuğu felâketten kurtarıp, saâdete kavuşuurur.
Netice olarak insan, birçok bakımdan başka hayvânlara, hattâ bazı sıfatları bitkilere ve cansız maddelere benzer ise de, insanı hayvândan ve diğer varlıklardan ayıran, akıl, rûh, kalb gibi belli husûsî insanlık sıfatlarıdır. İnsandaki insanlık şerefi, kendisine ihsân edilen bu özelliklerinden gelmektedir.