İnsana, tercih, seçme hakkı verilmiştir

A -
A +

İnsanlar, mahlûk yani yaratılmış olduğu gibi, insanların bütün işleri, hareketleri de, Allahü teâlânın mahlûkudur yani O yaratmaktadır. Çünkü Allahü teâlâdan başka, kimse birşey yapamaz, yaratamaz. Kendi yaratılmış olan, başkasını nasıl yaratabilir? Yaratılmak damgası, kudretin az olduğuna alâmettir ve ilmin noksan olduğuna işârettir. Bilgisi, kuvveti az olan, yaratamaz, îcât edemez. İnsanın işinde, kendine düşen pay, kendi kesbi yani tercihidir. İnsanın yaptığı iş, kendi kudreti ve irâdesi ile olmuştur. O işi, yaratan, yapan ise, Allahü teâlâdır. Kesbeden yani tercih eden, kuldur. İnsanların isteyerek yaptıkları şeyler, insanın kesbi, tercihi ile Allahü teâlânın yaratmasından meydâna gelmektedir. İnsanın yaptığı işte, kendi kesbi, tercihi, beğenmesi olmasa, o iş, titreme şeklini alır. Tıpkı midenin, kalbin hareketi gibi olur. Hâlbuki tercihli hareketlerin, bunlar gibi olmadığı meydândadır. Her ikisini de, Allahü teâlâ yarattığı hâlde, tercihli hareketle, titreme hareketi arasında görülen bu fark, kesbden yani kişinin tercih ederek yapmasından ileri gelmektedir. Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onların işlerinin yaratılmasını, onların arzûlarına tâbi kılmıştır. Kul isteyince, kulun işini yaratmaktadır. Bunun için de, kul mesûl olur. İşin sevâbı ve cezâsı, kula ait olur. Allahü teâlânın kullarına verdiği tercih etme kuvveti, işi yapıp yapmamakta eşittir. Her işi yapmanın ve yapmamanın iyi veyâ kötü olduğunu, Peygamberleri ile kullarına açıkça bildirmiştir. Kul, her işinde, yapıp yapmamakta serbest olup, ikisinden birini elbette seçecek, iş, iyi veyâ kötü olacak, günâh veyâ sevâb kazanacaktır. Allahü teâlâ kullarına, emirlerini ve yasaklarını yerine getirecek kadar kudret yanî enerji ve ihtiyar yanî beğenmek, seçmek kuvvetini, lüzûmu kadar vermiştir. Dahâ çok vermesine de, lüzûm yoktur. Allahü teâlâ, insanlara irâde denilen kuvveti vermeyi ve insanların, istediklerini yapmakta, istemediklerini yapmamakta serbest olmalarını ezelde irâde etmiştir. Hiçbir şeyi zorla yaptırmamaktadır. İnsanların irâde sâhibi olmaları, Allahü teâlâ böyle istediği içindir. İnsanın, dilediğini yapabilmesi, insanın irâde sâhibi olduğunu gösterdiği gibi, Allahü teâlânın da ezelde bu irâdeyi irâde etmiş, istemiş olduğunu göstermektedir. ALLAHÜ TEALA DİLERSE... Hayrı ve şerri, Allahü teâlâ yaratıyor ise de, yapılan işlerde, kulların irâde ve tercihlerinin de tesîri vardır. Önce insan irâdesini kullanır, sonra, buna uygun olarak, Allahü teâlâ da irâde ederse, isterse, bu işi yaratır. Kulun irâde etmesine Kesb denir. İnsanın yaptığı işi yaratan Allahü teâlâ, kesbeden ise, kuldur. Allahü teâlâ, insanda irâde olmasını ezelde irâde etmeseydi, insanda irâde yaratmasaydı, insan bir işi yapmakta serbest olamaz, mecbûr olurdu. İnsanların irâde ettiklerini yaratan, Allahü teâlâdır. İnsan, hiçbir dileğini yaratamaz, yapamaz. İnsanın irâde etdiğini, sonra Allahü teâlâ da, irâde ediyor ve yaratıyor. Her şeyi yapan, yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Ondan başkasına yaratıcı, yarattı demek, hem yanlıştır, hem de, Allahü teâlâya başkasını şerik yani ortak yapmak olur ki, en çok yasak ettiği, en şiddetli ve sonsuz azâb yapacağını bildirdiği bir şeydir. Netice olarak insanlar, irâde yani tercih sâhibidirler. Düşüncelerinde ve hareketlerinde hürdürler. Fakat, düşünceleri ve işleri, bir sebebe bağlıdır. İnsan bir işi yapıp yapmamayı irâde etmeden önce, zihninde düşünür, tartışır. Hangi taraf ağır gelirse, onu irâde eder, ister. "Beled" ve "Veşşemsi" sûresinin 8. âyet-i kerimelerinde, Allahü teâlânın insanlara maddî ve mânevî kuvvet verdiği, iyi ve kötü yolları ayırdığını, mesûliyyetin, sorumluluğun da insana âit olacağını açıkça bildirmektedir. Her şey, Allahü teâlânın takdîri ile hâsıl olur. İnsanın, bir işin ezelde nasıl takdîr edildiğini bilmediği için, emre uyarak çalışması lâzımdır.