İnsanın yaratılmasından maksat

A -
A +
İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk vazîfelerini yerine getirmek içindir. Vezzâriyât sûresiniin 56. âyet-i kerîmesinde meâlen;
(İnsanları ve cinni, yalnız ibâdet etmeleri için yarattım) buyurulmuştur.
İbâdet, kalbin ve rûhun kırıklığı, kendini aşağı bilmesidir. İnsanın yaratılması, kulluk vazifelerini yaparak, kendini hakîr bilmesi, aşağı görmesi içindir.
Her mahlûkun bir yaratılış maksâdı olduğu gibi insan da, bu dünyâda bir gâye için yaratılmıştır. O da, Allahü teâlânın rızâsını kazanmaktır. Allahü teâlânın rızâsını kazanmak da, Onun kullarına iyilik etmekten, o kullara vermekten, fedakârlıkta bulunmaktan ve bu kulların duâsını almaktan geçer.
Din Büyüklerinden biri, kardeşini rüyâda görür. Kardeşi Cennette  olmasına rağmen üzüntülüdür. Sebebini sorduğunda;
-Kıyâmete kadar, böyle üzüleceğim. Çünkü Cennetteki yüksek derecemi gösterdiler. Böyle güzel derece yoktu. Oraya gitmek istedim.
"Bunu oraya bırakmayınız! Orası, Allah için bırakanlarındır" diye bir ses işittim.
-Allah için bırakmak nasıl olur dedim.
-Sen bir gün, bu malım Allah rızâsı için helâl olsun demiştin, sonra sözünde durmamıştın. Sen sözünde dursaydın, burası da senin olacaktı dediler, dedi.
İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:
"Bütün varlıkların hülâsası, özü olan insân, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak, keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk vazîfelerini yapmak, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı.
Allahü teâlâ, kullarına ıyâlim demiş, çok merhametli olduğu için, herkesin rızkını, nafakasını kendi üzerine almıştır. Allahü teâlâ, bu ıyâlinden birkaçının rızıkları, nafakaları için ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları için bir kulunu görevlendirirse, bu kuluna büyük ihsân etmiş olur. Bu büyük nimete kavuşup da, bunun için şükretmesini bilen kimse, çok tâlihli, pek bahtiyârdır. Bunun kıymetini bilip, şükretmek, kendi sâhibinin, Rabbinin ıyâline hizmet etmeyi saâdet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle öğünmek, akıl îcâbıdır.
İnsanın yaratılmasından maksat, yağlı ve lezîz yiyecekler, güzel ve nefis elbiseler, mal ve mülk toplamak, oyun ve eğlence için değildir. Yaratılmasından maksat, Allahü teâlâya karşı gönlü kırık, boynu bükük olmak ve yalvarmak içindir."
Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri de;
"İnsanın yaratılmasından murâd, kulluk yapmasıdır. Kulluğun özü de, her hâlükârda Allahü teâlâyı unutmamaktır" buyurmuştur.
Netice olarak insân, dünyâda kalmak için değil, sâhibine, yaratanına kul olmak için yaratıldı. Allahü teâlânın rahmeti, şefkati dünyâda müminlere ve inkâr edenlere birlikte yetiştiği ve herkesin çalışmasına ve iyiliklerine dünyâda karşılığını verdiği hâlde, âhırette inkâr edenlere merhamet olunmayacaktır. Çünkü Kur'ân-ı kerîmin Hûd sûresinin, 16. âyetinde meâlen;
(Dünyâda yaşamayı ve eğlenmeyi isteyenlerin çalışmalarının karşılığını bol bol veririz. Bir şeyi esirgemeyiz. Bunlara âhırette yalnız Cehennem ateşi verilecektir. Emekleri âhırette boşa gider. Yalnız dünyâ için yaptıkları işlerine, âhırette bir karşılık hâsıl olmaz) buyurulmuştur.