"İnsanlar bizden niye râzı değil?"

A -
A +

İslâmiyyette ibâdet yapmakta niyyetin büyük önemi vardır. Yapılan her işin İslâmiyyete uygun olup olmadığı, niyyet ile anlaşılır. Allahü teâlâ, Cehennemden kurtulmayı ve Cennete girmeyi vazîfe olarak bildirmeseydi, yalnız Cenneti, Cehennemi düşünerek yapılan ibâdetler de makbûl olmazdı. Evliyâ-i kirâm, ibâdet yaparken bunları düşünmez, yalnız Allahü teâlânın rızâsını düşünürler. Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak ve sevâb kazanmak niyyeti ile farzları yapmaya, harâmlardan sakınmaya, sünnetleri yapmaya, mekrûhlardan kaçınmaya ve mubâhları Allah rızâsı için yapmaya yani ahkâm-ı islâmiyyeyi yerine getirmeye ibâdet etmek denir. Abdullah ibni Mübârek hazretleri buyuruyor ki: "Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, Allahü teâlânın rızâsına kavuşamaz." NİYETSİZ İBADET OLMAZ Niyetsiz, ibâdet olamaz. Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak isteyenin, niyetinin, maksadının hâlis olması lâzımdır. Yalnız Onun rızâsını istemesi, Ona kavuşturan vâsıtayı bulup, yalnız Ona bağlanması lâzımdır. Peygamber efendimiz; (Sabâhları, yalnız Allahü teâlânın rızâsını kazanmayı düşünen kimseyi, Allahü teâlâ, dünyâ ve âhiret arzûlarına kavuşturur) buyuruyor. Bir ibâdetin sahîh ve makbûl olması yani doğru olması ve Allahü teâlânın beğenmesi için, ilim yani doğru yapmanın şartlarını öğrenmek, amel yani şartlarına uygun yapmak ve ihlâs ile yapmak lâzımdır. İhlâs, para, mevki, şöhret gibi dünyâ menfâatlerini düşünmeyip, Allahü teâlâ emrettiği için, Onun rızâsını, sevgisini kazanmak için yapmaktır. Ali bin Vehb-i Sincârî hazretleri; "İhlâs; bütün işleri, insanların rızâsı için değil, Allahü teâlânın rızâsı için yapmaktır" buyurmuştur. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için duâ etmelidir. İbâdetler, rızânın, muhabbetin sebepleridir. Sebeplere yapışmadan yapılan duâ kabûl olmaz. Buna duâ değil, faydasız temennî denir. Hadîs-i şerîfte; (Çalışmadan duâ eden, silâhsız harbe giden gibidir) buyuruldu. Allahü teâlâ, rızâsına kavuşmak isteyenlere, rızâsına kavuşturan yolları gösterir. Allahü teâlâ, îmân edenleri ve îmânın îcâblarını yapanları zulmetlerden, sıkıntılardan kurtarır. Bunları nûra, huzûra, saâdete kavuşturur. Bunlar, her zamân ve her işlerinde, rahat ve huzûr içinde olurlar. İbâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâs ile ibâdet etmemiz emrolundu. Hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlânın birliğine îmân edenden, namâzı ve zekâtı ihlâs ile yapandan Allahü teâlâ râzı olur) buyuruldu. "RABBİMİZ RAZI OLUNCA..." Ali Râmitenî hazretlerine, büyük âlim Rükneddîn Alâüddevle hazretleri, bir mektup göndererek; "Efendim biz, bize gelenlere her hizmeti yaptığımız hâlde, bunlar yine size gitmektedirler. Biz bunlara, mükellef sofralar, çeşit çeşit yemekler ikrâm ettiğimiz ve sizde böyle bir şey olmadığı halde, yine de insanlar, sizden râzı bizden ise râzı değiller. Bunun sebebi nedir?" diye bir sual arz eder. Ali Râmitenî hazretleri de; "Minnet karşılığı hizmet edenler çoktur. Hizmetini minnet bilenler ise azdır. Biz, insanlar değil, Rabbimiz râzı olsun diye yapıyoruz. Rabbimiz râzı olunca, Onun kulları olan insanlar da râzı oluyor ve bizi seviyorlar" cevabını vermişlerdir. Netice olarak, dünyâ ve âhiret saâdetlerinin başı, en iyisi, Allahü teâlânın rızâsına, sevmesine kavuşmaktır. Allahü teâlâya yakın olmak, Onun sevmesine kavuşmak demektir. İslâm âlimlerinin buyurduğu gibi: "İnsana vâcib olan birinci vazîfe, îmân, amel ve ihlâs sâhibi olmaktır. Dünyâ ve âhiret saâdetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir. Amel, kalb, dil ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri, ahlâktır. İhlâs, bütün işlerini, ibâdetlerini, yalnız Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir."