İnsanlara yaranmak için yapılanlar...

A -
A +

İyi, sâlih bir müslümân olabilmek için, ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek ve ibâdetleri de, doğru, ihlâs ile yapmak lâzımdır. Allahü teâlâ, doğru ve ihlâs ile ibâdet yapanları seveceğini, bunların kalblerine dünyâda feyizler, nûrlar, âhırette de sevâb yani iyilik vereceğini vâdetmiştir. İbâdet, emirleri yapmak, takvâ ise, harâmlardan yani yasak edilmiş olanlardan sakınmak demektir. İbâdetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lâzımdır. İbâdet, bir âdet olarak değil, Allahü teâlânın huzûruna çıkıp, Ona can ve gönülden şükretmek, Ona yalvarmak için yapılmalıdır. Riyâ, gösteriş olarak yapılan bir ibâdeti, Allahü teâlâ kabûl etmez. Mâ'ûn sûresinde meâlen; (Ey Resûlüm, kıyâmet gününü inkâr eden, yetîmi sertlik ve sitemle defedip hakkını gasbeden, fakîri doyurmayan ve başkalarını da fakîre iyiliğe teşvîk etmeyen o kimseyi gördün mü? Namâzlarını gaflet ile kılanlara ve riyâ, gösteriş yapanlara ve zekâtı vermeyenlere şiddetli azâb vardır) buyurulmaktadır. İhlâs, gerek beden ve gerekse mal ile yapılan farz veyâ nâfile bütün ibâdetleri, hayır hasenât yapmayı, müslümânları sevindirmeyi, onları sıkıntıdan kurtarmayı, zikri, istigfârı Allah rızâsı için yapmak demektir. Mal, mevki elde etmek, hürmet ve şöhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. Böyle yapılan ibâdete sevâb verilmez. Bid'at, harâm işleyenlerin ve böyle kimselerle arkadaşlık yapanların kalblerinde, ihlâs kalmaz. Zulmet, kara lekeler hâsıl olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "Bütün mü'minler ibâdet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyyet ediyorlar. Böylece ihlâs ile yapıyorlar. Fakat bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması ve bu ihlâsın kalbe hemen gelmesi lâzımdır. Bazı kimselerde, ibâdetlere başlarken yapılan niyyet, ihlâs, zahmet çekerek, kendini zorlıyarak hâsıl oluyor ve kısa bir zamân devâm ediyor. Sonra kalbe nefsin arzûları geliyor. Devâmlı ihlâs sâhiplerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devâmsız ihlâsın sâhiplerine Muhlis denir." İbâdete başlarken nefis ve şeytân ile mücâdele ederek, devâmsız olan ihlâs elde edilebilirse, böyle ihlâs ile yapılan ibâdetler de, zamânla nefsi zayıflatır ve devâmlı ihlâs elde etmeye sebep olur. Geçici lezzetlere, çabuk biten, tükenen dünyalıklara aldanmamalıdır. Dünya, nefsin ve şeytanın tuzağıdır. Varlıkta imtihân, darlıktan daha zordur. Çünkü darlıkta, insan hep Allah der, varlıkta ise aklına gelince söyler. Cennete gitmek için bütün yollar, bütün kapılar açık olduğu gibi, Cehenneme gitmek için de öyledir. Aklı olan, Cennete götüreni tercih eder ve hayırlı olan da budur. Asırlardır İslâm âlimleri tarafından aynı şeyler söylenmiş, adeta insana, kendisini ateşten kurtarması için yalvarılmıştır. Biraz da insanın, kendisine acıması ve yaptıklarını Allahü teâlânın rızâsı için yapması lâzımdır. Netice olarak cenâb-ı Hak, bu dünyâda kendi rızası için yapılan her ibâdeti ve ameli kabul eder. İnsanlara gösteriş için, insânlara yaranmak için yapılanları ise, kabul etmez. Bu sebeple her türlü ibâdetlerimizin, her türlü işlerimizin, her türlü davranışlarımızın halis olması lâzımdır. Ahirette, Allah için yapılan ibâdetlerin haricindekilerin hepsi, icrâtın dışında kalacak, hiç biri kabul edilmeyecektir. Onun için az fakat dürüst olanı, yani rıza-i ilâhi için olanı yapmak lâzımdır. En mühim olan şey Allah rızâsıdır. Ahmet için çalışıp da Mehmetten para beklenmez. Zira insana, kim için çalıştıysan git ondan ücretini al derler. Yaptıklarımızı, insanlar görsün de, ne güzel yaptı desinler diye değil, Allahü teâlâ beğensin diye yapmalıyız. Peygamber efendimizin Mu'âz bin Cebel hazretlerine hitaben buyurduğu gibi: (İbâdetlerini ihlâs ile yap. İhlâs ile yapılan az amel kıyâmet günü sana yetişir.)