Eshâb-ı kirâm yani ilk Müslümanlar, birbirlerini çok sever ve hürmet ederlerdi. Birbirlerini kardeş bilir, birbirlerine iyilik, yardım etmeyi mukaddes vazîfe kabûl ederlerdi. Fetih sûresinin son âyetinde meâlen;
(Resûlullah ve Onunla birlikte olanlar, birbirlerini her zamân çok severler ve her zamân kâfirlere düşman olurlar!) buyurulmuştur.
Hazret-i Ali, hazret-i Ebû Bekr'in vefâtında, Onun hakkında;
"Yâ Ebâ Bekr! Sen, Resûlullahın sevgilisi, arkadaşı, dert ortağı, sırdaşı ve müşâviri idin. Önce îmâna gelen sensin. Senin îmânın, hepimizin îmânından dahâ sâf oldu. Senin yakînin, dahâ kuvvetli, Allahtan korkun dahâ büyük oldu. Herkesten zengin, herkesten dahâ cömert idin. Resûlullaha en şefkatli, en yardımcı, sendin. Resûlullah ile sohbetin, hepimizin sohbetinden dahâ iyi idi. Hayır sâhiplerinin birincisi sensin! Senin iyiliklerin, hepimizinkinden çoktur. Her iyilikte ileridesin. Resûlullahın huzûrunda, senin derecen en yüksek oldu. Ona en yakın, sen oldun. İkrâmda, ihsânda, güzel huylarda, Ona en çok benzeyen, sen oldun. Resûlullaha herkes yalancı derken sen, doğru söylüyorsun, inandım dedin. Sen, Onun kulağı ve gözü gibi idin. Allahü teâlâ seni, Kur'ân-ı kerîmde Sıdk ile şereflendirdi. Resûlullaha, en sıkıntılı zamânlarında yardımcı oldun. Sulhda, Onun huzûrunda, harplerde, Onun yanında idin. Onun ümmetinin halîfesi, Onun dîninin koruyucusu idin. Câhiller dinden çıkarken, sen İslâma kuvvet verdin. Herkes şaşırdığı zamân, sen kükremiş arslan gibi ortaya çıktın. Herkes dağılırken, sen Muhammed Mustafâ'nın yolunu tuttun. Eshâbın az konuşanı ve en belîği, edîbi sen idin. Her sözün, her buluşun doğru, her işin temizdi. Gönlün herkesten kuvvetli, yakînin hepimizden sağlam idi. Her işin sonunu, önceden görür, geri kalmışları İslâma sokarak aydınlatırdın. Mü'minlere şefkatli, affedici baba idin. İslâmın ağır yükünü sen taşıdın. Sen, rüzgârların oynatamayacağı bir dağ gibi idin. İşin doğruluktu, ilimdi. Sözün mertçe, doğruyu bildirmek idi. Bozuk inançların kökünü kazıdın. Güçlükleri, Müslümânlara kolaylaştırdın. Küfür ve mürtetlik ateşini söndürdün. İslâma, îmâna sen kuvvet oldun. Göklerde, melekler arasında, senin derecen çok büyüktür. Muhâcirler ve Ensâr arasında, senden ayrılık yarası çok derindir" buyurur ve çok ağlarlar. Daha sonra;
"Allahü teâlânın kazâ ve kaderine râzı olduk. Yâ Ebâ Bekr! Resûlullahtan ayrılık acısından sonra, bize senin vefâtından dahâ acı bir musîbet gelmedi. Sen mü'minlere sığanak, dayanak ve gölge idin. Münâfıklara karşı çok sert idin. Allahü teâlâ, seni Muhammed aleyhisselâmın huzûruna kavuştursun! Bize, senden ayrılma acısı için sabırlar ve ecirler versin! Bizleri, senden sonra, azmaktan, sapıtmaktan korusun" buyurur. Eshâb-ı kirâmın hepsi, sessizce, hazret-i Alî'nin sözlerini dinler ve ağlarlar.
Netice olarak, İslâm bilgilerinin kaynağı, Eshâb-ı kirâmın sözleridir. Eshâb-ı kirâmı kötülemek, İslâmiyeti kötülemek olur. Hâlbuki Eshâb-ı kirâmın hepsi, Peygamberlerden başka, gelmiş ve gelecek bütün insanların hepsinden, her bakımdan dahâ üstündürler.