İslâmiyet, nakil dinidir

A -
A +

Din bilgileri, aklî ve naklî olmak üzere ikiye ayrılır. Tefsîr, hadîs, fıkıh gibi ilimler, nakil yoluyla elde edilir ve zamana, şartlara göre değişmez. Zira naklî ilimler, aklın, insan dimâğı gücünün dışında ve üstündedir. Bunlar, hiçbir zaman, kimse tarafından değiştirilemez. Dinde reform olmaz sözünün mânâsı da budur. Naklî ilimler, edille-i şer'iyye denilen, kitâp, sünnet, icmâ ve kıyâstan çıkarılmıştır. Din bilgileri, nakil yolu ile öğrenilir. Din bilgilerini önce gelen âlimler sonra gelenlere bildirmişlerdir. Âlim de, hakkı bâtıldan ayıran, İslâm âlimlerinden nakil yapan kişidir. Âlim, ışığı, karanlığı gören kimsedir. Zira âmâ, ışığı göremez ve ona her şey karanlıktır.

Hakiki âlim, nakledendir, vâsıta olandır, kendinden söyleyen ve kendine bağlayan değildir. Bunun için dinî konularda, kendinden bir şey söylememelidir. Zira dinimiz nakil dinidir. Îmân ibâdet bilgileri kıyâmete kadar hep aynıdır, değişmez. Dinde yorum, görüş olmaz. Benim görüşüme, senin görüşüne göre din olmaz. Din, ne ise odur. Allahü teâlâ ve Onun Peygamberi Muhammed aleyhisselâm nasıl bildirmiş ise, o öyledir. Buna ilâve yapılamadığı gibi, eksiltme de olmaz.
Ehli sünnet itikâdını, ehli sünnet âlimlerinin kitaplarından nakletmeli ve böyle kıymetli eserleri yaymalıdır. Zira doğru îmân, doğru ibâdet bilgilerini duymak, öğrenmek, insanların en tabiî hakkıdır. Bunu yapmak, kıymetli ve şerefli bir hizmettir.
Bir insanın, iki şeyden birine tâbi olma mecburiyeti vardır. Ya kendi düşüncesine, görüşüne, anlayışına tâbi olur veya hakiki bir âlime tâbi olur. Kendine tâbi olan, kendi gibi olur. Ama hakiki bir âlime tâbi olan, o âlimin bildirdiklerine meselâ İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin sözüne göre hareket eden insan, yavaş yavaş olgunlaşır, zamanla fazilet sahibi bir insan olur. Çünkü tâbi olunca, âdeta onun kalbi ile, tâbi olanın kalbi arasında bir hat kurulur. O âlimin kalbindeki ihlâs, muhabbet, Allahü teâlâya olan sevgi, Peygamber efendimize olan tâbiiyeti, ona uyana inikâs eder, yansır, akseder. Aynen karpuzun, güneşin karşısında olgunlaşması gibi olur.
Ebü'l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri sohbetlerinde hep;
"Hocam Ebül-Hasan-ı Şâzilî hazretleri buyurdu ki, hocam şöyle anlattı ki..." şeklinde söze başlar, hep hocasından nakiller yaparmış. Bir gün birisi;
-Efendim, siz hep hocanızdan nakil yapıyorsunuz. Hiç kendinizden bir şey söylemiyorsunuz demesi üzerine buyurur ki:
-Ben evden bir şey getirmedim. Ne kazanmışsam hocamın derslerinden kazandım. Hocamdan öğrendiklerimi, "Allahü teâlâ buyurdu ki, Resûlullah efendimiz buyurdu ki" veya "ben diyorum ki" diyerek pek çok şey anlatabilirim. Ama bütün bunları öğrenmeme, bu dereceye yükselmeme vesile olan hocama karşı edebe riâyet ederek, hep hocamdan naklederek konuşuyorum. Uygun olan da budur.
Netice olarak, nakletmeyen, hep "ben" diye konuşan kimsede hayır yoktur. Âlim, kendinden söyleyen ve kendine bağlayan değil, nakleden, vasıta olandır. Dinimiz nakil dinidir. Îmân ibâdet bilgileri kıyâmete kadar aynıdır, değişmez. Nakleden aziz, nakilsiz konuşan ise, rezil olur.