Malı, parayı, İslâmiyyetin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya, vermeye, İsrâf denir. Mürüvvet, faydalı olmak, iyilik yapmak arzûsudur. İslâmiyyete uymayan isrâf, harâmdır. Mürüvvete uymayan isrâf ise, tenzîhen mekrûhtur. Kur'ân-ı kerimde meâlen: (İsrâf etmeyiniz! Allahü teâlâ, isrâf edenleri sevmez) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Kıyâmet günü herkes, dört suâle cevâp vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır: Ömrünü nasıl geçirdi. İlmi ile nasıl amel etti. Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti. Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) İsrâfın harâm olduğu muhakkaktır, kalbin hastalığıdır ve kötü bir huydur. Dînimizin, cimriliği, isrâftan dahâ çok kötülemesi, isrâfın cimrilik kadar kötü olmadığını göstermez. Cimriliğin dahâ çok kötülenmesi, insanların çoğu yaratılıştan, mal biriktirmeyi sevdiği içindir. İsrâf, malı helâk etmek, faydasız hâle getirmek, dîne ve dünyânın mubâh olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe ve elden çıkmasına sebeb olan yerlere atmak, onu helâk etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasâd etmeyip, ekinin helâk olması, hayvanları soğuktan, düşmandan korunacak yere koymamak, soğuktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar yedirmemek ve örtmemek de, helâk etmektir. Hadîka isimli kitapta; "Başkasının malını helâk etmek, zulümdür, ödemek lâzımdır. Kendi malını helâk etmek, isrâf olur. Günâh işlemek için, günâh işlenilmesi için verilen mal ve paralar da isrâf olur" buyurulmaktadır. Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veyâ nem alarak çürümeleri yâhut kurt, güve, fâre, karınca ve benzeri canlıların yemeleri hep isrâftır. Ekmek, et, etsuyu, peynir gibi gıdâların ve hurma, karpuz, soğan gibi meyvelerin ve kuru incir, kuru üzüm, zerdâli gibi kuru meyvelerin ve buğday, arpa, mercimek gibi hubûbâtın ve elbise, kumaş, kitâp gibi eşyânın, böylece, isrâf edildikleri çok görülmektedir. Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökmek ve dökülenleri toplamamak isrâftır. Elbise, çorap, ayakkabı gibi giyim eşyâsını iyi kullanmayıp, çabuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, sabunu çok harcamak, lâmbayı, mumu, elektriği, hava gazını boş yere yakmak, hep isrâftır. Yemek artıklarını dökmek, çatalı, kaşığı, tabağı, tası ekmekle sıyırıp yemeden önce, kapları yıkamak isrâftır. Sofra bezi ve masa üstüne düşen ekmek, yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da isrâftır. Resûlullah efendimiz; (Şeytân, her işinizde sizinle berâber bulunur. Hattâ, yemekte bile. Birinizin lokması düşerse, onu alıp tozunu temizleyip yesin. O lokmayı şeytâna bırakmasın! Yemek sonunda parmağını yalasın! Çünkü, bereketin hangi lokmada olduğu bilinmez) buyurmuştur. NE ZAMAN İSRAF OLMAZ!.. Nefîs yemekleri yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, yüksek, büyük binâlar yapmak ve dînin sâhibinin harâm etmediği dahâ bu gibi şeyler, helâldan kazanıldığı, kibir ve öğünmek için olmadığı zamân isrâf değildir. İmâm-ı Mücâhid hazretleri; "Bir kimse, Allahü teâlânın emrettiği yerlere dağ kadar altın harcasa, isrâf olmaz. Bir dirhem yaklaşık beş gram gümüşü veyâ bir avuç buğdayı, harâm olan yere vermek isrâf olur." Peygamber efendimizden önce yaşamış olan Hâtim-i Tâî, cömertliği ile meşhurdu. Çok verdiği için kendisine; -Malı isrâf etmekte hayır yoktur dediklerinde; -Hayra verilen mal isrâf olmaz! demiştir. Netice olarak, malı, parayı, İslâmiyyetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya, vermeye İsrâf denir ki haramdır. İsrâf ederek yani haram işleyerek hayır yapılmaz, sevap kazanılmaz. İslâmiyyetin emrettiği yerlere harcanan mal, para ise isrâf olmaz. Kısaca malı, isrâf etmekte hayır yoktur. Hayra, İslâmiyyetin uygun gördüğü yerlere harcamak ise, isrâf olmaz. Din büyüklerinin buyurduğu gibi: "İsrâf etmekte hayır yoktur. Hayır yapmakta da isrâf yoktur..."