Harâm işlemekten ve harâm yemekten çok sakınmak lâzımdır. Harâm lokma yemek, kalbi karartır, hasta eder ve yapılan duâ kabûl olmaz. Resûlullah efendimiz;
(Bir kimsenin üzerindeki elbisesinde harâmdan bir tel iplik olsa, o elbise ile kılınan namâz ve yapılan duâlar kabûl olmaz) buyurdu.
Bütün ibâdetlerin başı, helâl lokma kazanmak ve çoluk çocuğuna helâl lokma yedirmektir. Hads-i şerîfde;
(Harâm yiyenlerin ne farzları, ne de sünnetleri kabûl olmaz) buyuruldu.
Peygamber efendimiz, hazret-i Aliye hitaben;
(Ya Ali, harâm yimek îmânı zayıflatır, kalbi karartır) buyurmuşlardır.
İbrâhim bin Edhem hazretleri, başından geçen bir hâdiseyi şöyle anlatır:
"Bir gece Mescid-i Aksâ'da kalmak istedim. Câmi vazifelilerinin beni görmemeleri için içeride bulunan hasırların arasına gizlendim. Zira beni görürlerse içeride kalmama izin vermezlerdi. Gece, geç vakit olunca kapı açıldı ve içeriye tanımadığım bir zât girdi. Yanında derviş kıyâfetli kırk kişi daha vardı. O yaşlı zât mihrâba geçti, iki rekat namaz kıldıktan sonra öbürlerine döndü. İçlerinden biri;
-Bu gece, burada tanımadığımız, bizden olmayan biri var dedi. Mihrâbda bulunan, tebessüm etti ve;
BUNLARI DUYUNCA
-Evet İbrâhim bin Edhem var, kırk gündür kalb huzûru ile ibâdet yapamamaktadır dedi. Bunları duyunca, gizlendiğim yerden çıktım. Mihrâbda bulunana;
-Evet doğru söylüyorsunuz. Lütfen bunun sebebini de bildiriniz dedim. O zât, bana dönerek;
-Filân zaman Basra'da hurma satın almıştın. Bu sırada yere bir hurma tanesi düştü. Sen o hurmayı kendi hakkın zannederek aldığın hurmaların içine koydun. Onu yediğin için kırk gündür ibâdetlerinden tad alamıyorsun dedi.
Ertesi gün hurmayı satın aldığım zâtın yanına gittim. Olanları anlatıp kendisinden helâllık diledim. O da hakkını helâl etti ve;
-Mâdem ki bu iş bu kadar hassastır. O hâlde ben şimdiden sonra hurma satmayı bıraktım dedi. Sonra dükkânını kapattı. Vakitlerini ibâdetle geçirmeye başladı, nihâyet o da Allahü teâlânın sevgililerinden oldu."
Din Büyükleri harâmdan ve bilhassa harâm lokma yemekten çok sakınmışlardır. Veheb ibni Verd hazretleri, nereden geldiğini anlamadan birşey yemezdi. Birgün annesi, buna bir bardak süt vermişti. Sütü nereden aldığını ve parasını nereden verdiğini ve kimden aldığını sordu. Hepsini anlayınca;
SÜTÜ İÇMEDİ...
-Bu koyun nerede otlamış dedi. Müslümânların hakkı bulunan bir yerde otlamıştı. Sütü içmedi. Annesi;
-Oğlum! Allah sana rahmet etsin, iç! dedi.
-Ona günâh işlemekle rahmetine kavuşmak istemem, dedi sütü ve içmedi.
Bişr-i Hâfî hazretlerine;
-Ne yiyip, nereden geçiniyorsun? dediklerinde;
-Herkesin yediği yerden ammâ, yiyip de gülen ile, yiyip de ağlıyan arasında çok fark vardır buyurur. Din Büyükleri;
"Kırk gün şüpheli lokma yiyenin kalbi kararır ve lekelenir" buyurmuştur.
Netice olarak müslümân, yediğine içtiğine çok dikkat etmeli, harâm lokma yememelidir. Hadis-i şerifde buyurulduğu gibi:
(Bir kimse, hiç harâm karıştırmadan, kırk gün helâl yerse, Allahü teâlâ, onun kalbini nûr ile doldurur. Kalbine, nehirler gibi hikmet akıtır. Dünyâ muhabbetini, kalbinden giderir.)