Kalbe feyzin, nurun gelmesi için...

A -
A +

Feyz; Peygamber efendimizin mübârek kalbinden, evliyânın kalbleri vâsıtasıyle akıp gelen mânevî bilgilere, nûrlara verilen isimdir.

İnsânın bedenini besleyen gıdâlar olduğu gibi, rûhunu besleyen gıdâlar da vardır. Rûhun ve kalbin gıdâsı ise, Allahü teâlâya îmândır, itâattır ve Ona muhabbettir, sevgidir.
Allahü teâlâ, iyi insanı sever. Allahü teâlânın sevgisini kazanmak için çalışana, sâlih, iyi insan denir. Bu sevgiyi kazanmış olanlara evliyâ, başkalarının da iyi insan olması için çalışan velîye mürşid denir. İyi insan olmak için, Allahü teâlâya, Peygamber efendimize ve bütün insanlara karşı iyi olmak lâzımdır. Bir kimsede bu üç iyilikten biri bulunmazsa, buna iyi insan denilemez.
İyi, sâlih olabilmek için, böyle olanların yolunda, terbiyesi altında olmak lâzımdır. İnsânları Allahü teâlânın sevgisine, rızâsına kavuşturanlara mürşid, rehber denir. Rehber, insân-ı kâmil yani olgunlaşmış ve olgunlaştırmaya ehil, herkese, vatanına, milletine hayırlı, faydalı, olgun bir Müslümân demektir. Böyle zâtların sohbetlerinden, kitaplarından feyiz, nûr yayılır. Bunlardan feyiz, nûr gelmesi ve insânın bu nûrları alabilmesi için, İslâmiyeti bilmesi ve tatbîk etmesi, bildiklerine uyması şarttır. İslâmiyete uymak için de, önce doğru bir itikât, imân sâhibi olmak, harâmları öğrenip bunlardan sakınmak, farzları yapmak, yemesine, içmesine, kul ve hayvan haklarına dikkat etmek lâzımdır. Çünkü İslâmiyeti bilmeyen ve bildiklerine uymayan kimseye, feyiz, nûr gelmez.
Eğer bir mü'min, bir harâma müptelâ olmuş, tutulmuşsa, harâmla meşgûlse, içki içiyor, kumar oynuyor veya uygun olmayan harâm olan bir şey yapıyorsa, alışverişlerinde harâma, helâle dikkat etmiyorsa, bu kişinin vücûduna giren harâm, buhar olur, vücûdun her tarafına dağılır. 
Böylece rehber olan zâtların kitaplarından, sohbetlerinden aldığı feyiz, nûr, kalbinde bir miktar kalabilir ise de hemen gider. Din büyüklerinin kitaplarından veya sohbetlerinden gelen o feyzin, o kalbe girebilmesi için, o buharın, o bulutun olmaması lâzımdır. Âhir zamanda insanların harâmdan sakınması çok zor olduğu için, böyle zâtların sohbetlerini çok güzel dinleyebilirler, kitaplarını okuyabilirler fakat kapıdan çıkınca, o feyizlerden, nûrlardan hiçbir şey kalmaz, her şey biter. Rehber, mürşid olan büyük zâtların kalbindeki feyizlerinden istifâde edebilmek için, harâmdan uzak durmak şarttır. Feyzin, nûrun gelebilmesi için, öncelikle sevgi şart ise de, gelen feyizden istifade edebilmek için harâmdan sakınmak lâzımdır. Sevmek, bardağı musluğun altına koymak demektir. Fakat harâmlar sebebi ile, bardağın  ağzı kapanmıştır. Bardağın içine su dolması için kapağının açılması lâzımdır. Bardağın yani kalbin kapağını açmak ise, harâmlardan sakınmakla mümkün olur.
Netice olarak, bir kimsenin kalbine,  mürşidin, rehberin yani Din Büyüklerinin sohbetlerinden ve kitaplarından feyiz, nûr gelmesi, sevgi ile, muhabbet iledir. Kişinin gelen feyizlerden, nûrlardan istifade edebilmesi ise, harâmlardan sakınmakla mümkündür.