Kalbin ve rûhun mahiyeti

A -
A +

Kalb yani gönül ve rûh için eski Yunan felsefecileri ve onların taklitçileri, bu ikisine birden Nefis demişlerdir. Hâlbuki, tasavvuf ve ahlâk bilgilerinin mütehassısı olan İmâm-ı Rabbânî hazretleri, nefsin, kalbin ve rûhun birbirinden farklı varlıklar olduklarını bildirmektedir. İsrâ sûresinin 85. âyetinde meâlen; (Sana rûhtan soruyorlar. Rûh, Rabbimin yarattığı varlıklardan biridir diye cevâp ver) buyurulmuştur. Bu âyet-i kerîme, rûhun ne olduğunu anlatmayı menetmektedir. Bunun içindir ki İslâm âlimlerinden çoğu, rûhun ne olduğunu konuşmaktan sakınmışlardır. Bu âyet-i kerimede, rûhun hakikati ve ne olduğunu konuşmak yasaklanmıştır. Yoksa rûhun özelliklerini anlatmak yasak edilmemiştir. Bunun için, âlimlerin çoğu, talebeye ve suâl edenlere, kalbin ve rûhun cisim olmadıklarını, bir Cevher-i basît olduklarını söylemişlerdir. Aklın erdiği bilgileri anlayan, his organlarından beyne gelen duyguları alan, bedendeki bütün kuvvetleri, hareketleri idâre eden, kullanan hep bu ikisi yani kalb ve rûhtur. Tasavvuf büyükleri ve kelâm âlimleri böyle söylemişlerdir. CEVHER VE ARAZ... Rûhun varlığı meydândadır. Belli olan şeyi isbât etmeye lüzûm yoktur. İnsan bir ân kendini unutmaz. Uykuda iken, sarhoşken de, rûh kendisini unutmaz. Kalb ve rûh, cevherdir. Yani kendileri vardır. Her mahlûk, yâ cevherdir, yâhût arazdır. Varlıkta kalabilmesi için, başka bir mahlûka muhtâç değilse, kendi kendine var ise, buna Cevher denir. Varlıkta başka bir şeye muhtâç ise, buna Araz veyâ Sıfat denir. Madde ve cisim, birer cevherdir. Bir cismin rengi, kokusu, şekli ise arazdır, özelliktir. Cevher, iki türlüdür. Biri Mücerred yani maddî olmayan varlıktır. Ağırlığı, şekli, rengi ve his organlarına tesiri yoktur. İkincisi maddedir. Mücerred olan cevher, his organları ile duyulmaz, parçalanamaz. Akl ve rûh böyledir. Madde ise, his olunur ve parçalanabilir. Cisim, maddenin şekil almış hâlidir. Rûhun cevher olduğu birçok şekilde isbât edilmiştir. His olunan, düşünülen her şeyi rûh almakta, taşımaktadır. Bunun için kalb ve rûh, cevherdir, araz değildir. Kalb ve rûh, basîttir. Basît demek, parçalanamaz, ayrılamaz demektir. Rûhun basît olduğu şöyle anlaşılır ki, basît olduğu bilinen şeyi, rûh kavramaktadır. Kalb ve rûh, bileşik olsaydı, parçalanabilseydi, basît olan bir şey bunda yerleşemezdi. Çünkü, rûh parçalanırsa, bunda yerleşen basît şey de parçalanmak lâzım gelir. Basît olan şey ise, parçalanamaz. Kalb ve rûh, cisim değildir. Eni, boyu ve yüksekliği olan cevhere, yani şekil almış maddeye Cisim denir. Cisimde yerleşen şeylere cismânî denir. Araz, yani özellikler, cisimlerde bulundukları için, cismânîdirler. İnsan ölünce, ceset çürüyünce, kalb ve rûh yok olmaz. Ölmek, bunların bedenden ayrılması demektir. Bedenden ayrılınca, maddî olmayan âleme karışırlar. Kıyâmete kadar yok olmaz. İnsan bedeninde bulunan maddeler, topraktan, sudan ve havadan gelmektedir. Canlıların ihtiyâç maddeleri, bu üç kaynaktan hâsıl olmaktadır. İnsan çürüyünce, hâsıl olan maddeler, yine bu üç yere dağılıyor. Kıyâmette tekrâr dirilmek, bu maddelerin veyâ benzerlerinin tekrâr bir araya gelmeleri ile olacaktır. Kalb, rûh ve melekler, yalnız oldukları zaman, yükselmez, yaratıldıkları mertebede, derecede kalırlar. Kalb ve rûh, bu beden ile birleşince, yükselebilmek hâssasını, özelliğini kazanıyor. Yâhut, kâfir olmak, günâh işlemek sebepleri ile, alçaklaşıyor, harâb oluyor. DEĞİŞMEZ VE YOK OLMAZ!.. Kalb ve rûh, madde olmadığı, parçalanmadığı ve parçalardan meydâna gelmedikleri için, hiç değişmez, bozulmaz ve yok olmazlar. Fizik hâdiselerinde cisimler değişiyor. Su, kaynatılınca buhar oluyor, gaz hâline dönüyor. Kimyâ tepkimelerinde, cismin yapısı bozuluyor, o cisim yok oluyor. Nükleer değişmelerde ise, madde de yok olup, enerji hâline dönüyor. Netice olarak rûh, his organları ile duyulmaz. Rûh, cisim, madde ve cismânî olmadığı için his olunamaz. Kalb ve rûh, anlayıcı ve idâre edicidir. Kendilerini bilirler. Kendisini bildiğini de bilirler. Göz vâsıtası ile renkleri, kulak ile sesleri kavrar, sinirleri çalıştırır, adaleleri hareket ettirir. Böylece, bedene iş yaptırırlar. Böyle işlere istekli işler denir...