Müslümân olmak için, Kelime-i tevhîdi söylemek, mânâsını kısaca bilmek ve inanmak lâzımdır. Kelime-i tevhîd; "Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlüllah" demektir. Kelime-i tevhîdin kısaca manâsı ise; "Allahü teâlâ vardır, birdir, ortağı, benzeri yoktur ve Muhammed aleyhisselâm Onun kulu ve peygamberidir" anlamındadır. İmâm-ı Gazâlî hazretleri, Kimyâ-i saâdet kitâbında, Kelime-i tevhîdin geniş anlamını açıklarken buyuruyor ki: "Müslümân olan bir kimseye, ilk önce Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah kelimesinin manâsını bilmek ve inanmak farzdır. Bu kelimeye Kelime-i tevhîd denir. Her Müslümânın, Kelime-i tevhîdin manâsına hiç şüphe etmeden, yalnız inanması yetişir. Bunları, delîl ile isbât etmesi ve akla uydurması farz değildir. Resûlullah efendimiz, ilk Müslüman olanların, delîl ile bilmelerini ve bu delîlleri de söylemelerini, şüphelerini araştırıp, bunların çözülmesini emir buyurmadı. Yalnız inanmalarını, şüphe etmemelerini emreyledi. Herkesin böyle kısaca îmân etmesi yetişir. Fakat, her şehirde birkaç din âliminin bulunması farz-ı kifâyedir. Bunların, delîlleri bilmesi, şüpheleri gidermesi, suâlleri çözmeleri vâcibtir. Bunlar, mü'minlerin çobanı gibidir. Bir taraftan, onlara i'tikâd, yani îmân bilgisi öğretir, i'tikâdlarını korur. Bir taraftan da din düşmanlarının iftirâlarına cevâp verirler. RESÛLULLAH EFENDİMİZ AÇIKLIYOR Kelime-i tevhîdin ma'nâsını, Kur'ân-ı kerîm bildirmekte, Resûlullah efendimiz de bu bildirilenleri açıklamaktadır. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu açıklamaları öğrendi ve kendilerinden sonra gelenlere bildirdiler. Eshâb-ı kirâmın bildirdiklerini hiç değiştirmeden, olduğu gibi, kitâplara geçirerek bizlere ulaştıran yüksek din âlimlerine Ehl-i sünnet denir. Herkesin, Ehl-i sünnet i'tikâdını öğrenmesi, bu inançta birleşmeleri lâzımdır. Saâdetin tohumu, bu i'tikâttır ve bu i'tikâtta birleşmektir. Kelime-i tevhîdin ma'nâsını, Ehl-i sünnet âlimleri şöyle bildiriyor: İnsanlar yoktu, sonradan yaratıldı. İnsanların bir yaratanı vardır ve her varlığı da, O yaratmıştır. Bu yaratan birdir, ortağı, benzeri yoktur. O, hep var idi, varlığının başlangıcı olmadığı gibi sonu da olmaz. Onun hep var olması lâzımdır ve O, yok olamaz. Varlığı kendindendir, hiçbir sebebe ihtiyâcı yoktur. Ona muhtâç olmayan hiçbir şey yoktur. Her şeyi var eden, her vârı her an varlıkta durduran Odur. O, madde, cisim değildir. Hiçbir maddede bulunmaz, şekli yoktur. O deyince, akla hayâle gelen her şey, O değildir. O, mahlûkları gibi değildir. Akla, vehme, hayâle gelen her şeyi, O yaratmaktadır. Her varlık, Arş'ın altındadır. Arş ise, Onun kudreti, kuvveti altındadır. O, ezelde, sonsuz öncelerde nasıl ise, şimdi de hep öyledir. Arş'ı yaratmadan önce nasıl idi ise, ebedî sonsuz geleceklerde de, hep öyledir. Onda değişiklik olmaz. Onun sıfatları vardır. Sıfat-ı sübûtiyyesi sekizdir: Hayât, ilim, sem', basar, kudret, irâde, kelâm, tekvîn. Bu sıfatlarında da, hiç değişiklik olmaz. Zira değişiklik olması, kusûrdur. Onda kusûr, noksanlık yoktur. "HERKES ONA TABİ OLMALIDIR" Allahü teâlâ, kullarına, Peygamberler gönderdi. Bu büyük insanlar vâsıtası ile kullarına, saâdete ve felâkete sebep olan işleri bildirdi. Peygamberlerin en yükseği, son Peygamberi olan Muhammed aleyhisselâmdır. Yeryüzündeki dinli dinsiz herkese, her yere, her millete Peygamber olarak gönderilmiştir. Bütün insanların, meleklerin ve cinnin Peygamberidir. Dünyânın her yerinde, herkesin, o yüce Peygambere tâbi olması, uyması lâzımdır." Netice olarak Kelime-i tevhîdi, anlamı ile bilmek, inanmak ve her zaman söylemek lâzımdır. Zira Resûlullah efendimiz; (Mahşer günü bir kişi gelecek, doksan dokuz defteri olup, her bir defterin sathı, göz gördüğü kadar geniştir. Hiçbirinde iyiliği olmayıp, yalnız bir parmak kadar, o kimsenin dünyâda söylediği Kelime-i tevhîd bulunur. O doksan dokuz defter terâzînin bir kefesine ve bir Kelime-i tevhîdi diğer kefesine koyarlar. Kelime-i tevhîd tarafı ağır gelir) buyurmuştur.