Kibir, insanın kendisini başkasından üstün görmesidir. İnsan, kendisini başkasından üstün görmekle, kalbi râhat eder, kendini ve ibâdetlerini beğenir. Kibir, kötü bir huydur, kalb hastalıklarındandır ve harâmdır. İnsanın Hâlıkını yani yaratanını, Rabbini unutmanın alâmetidir. Çok kimse, bu kötü hastalığa yakalanmıştır. Hadîs-i şerîfte; (Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete giremez) buyurulmuştur. Kibrin en kötüsü, Allahü teâlâya karşı kibirli olmaktır. Nemrûd böyle idi. Tanrı olduğunu ilân etti. Allahü teâlânın nasîhat vermek için gönderdiği Peygamberi ateşe attı. Firavun da böyle ahmaklardan biri idi. Mümin sûresinin 60. âyet-i kerimesinde meâlen: (Büyüklenerek bana ibâdet etmeyenler, alçalmış olarak Cehenneme girecektir) buyurulmuştur. Peygamberlere karşı kibirlenenler de olmuştur. Peygamberleri kendileri gibi bir insan olarak gördükleri için, kibirlenerek imân etmemişler, kabul etmemişlerdir. Kendini üstün gören... Herhangi bir hususta kendini başkasından üstün gören kibirlidir. Kibrin sebepleri ise; ilim, ibâdet, soy, güzellik, kuvvet, servet, mevki, yakınların çokluğu gibi şeylerdir. Halbuki bunlar, insanda kalıcı değil, geçicidir. Nitekim 200 bin sene itâat, ibâdet eden iblîs yani şeytân, kibirlenip secde etmediği için, ebedî olarak melûn olmuş, lânetlenmiş ve reddedilmiştir. Hadîs-i şerîfte; (Allahü teâlâ buyuruyor ki; kibriyâ, üstünlük ve azamet bana mahsûstur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehenneme atarım, hiç acımam) buyurulmuştur. Kibriyâ sıfatı, Allahü teâlâya mahsûstur. İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar yükselir. Kendine kıymet verenin, Allahü teâlâ katında kıymeti olmaz. Yanına başkasının oturmasını istememek, hastalarla birlikte oturmamak, evine lâzım olan eşyaları alıp evine getirmemek, eski elbisesini tekrar giymekten hoşlanmamak, iş başında iş elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, doğru sözü, haklı tenkitleri kabul etmeyip münakaşa etmek, kusûrunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin ayağa kalkmaları hoşuna gitmek gibi şeyler, hep kibir alâmetidir. İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: "Kalb meleklere mahsûs bir evdir. Gadab, şehvet, hased, kibir gibi kötü sıfatlar, uluyan köpek gibidirler. Köpeklerin bulunduğu yere melekler girmez. Hadîs-i şerîfte, (Köpek ve resim bulunan eve melekler girmez) buyuruldu. Bu hadîs-i şerîfteki evin kalb olduğunu ve köpeğin de, kötü huylar demek olduğunu söylemiyorum. Açık manalarına inanmakla berâber, yukarıdaki manaları da ilâve ediyorum." Bir kimse, başkasının tenkidinden hoşlanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun ağzından duymak zor geliyorsa, bilmelidir ki bu da kibirdendir. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "İnsanın dışında şeytân bulunduğu gibi, içinde de vardır. İnsanın içindeki şeytânı, onun kudretinin, enerjisinin taşkınlığıdır. Enerji artınca, insanda kibir ve yükseklik hâsıl olur. Kötü sıfatların en aşağısı da, bu kibir sıfatıdır. Enerjinin teslîm olması, selâmet bulması, bu kötülüğün ondan gitmesidir." Bütün fesâdın başı... Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri bir gün yolda giderken yanından geçen bir köpeği görür ve köpeğe değip necâset bulaşmasın diye eteklerini toplar. O anda köpek dile gelerek der ki: "Benden sana bulaşacak kir, üç defâ yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi deryâda yıkansa temiz olmaz." Netice olarak kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefet etmeye sevk eder. Çünkü kibirli insan, başka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen karşı çıkar ve çeşitli yollardan, onların doğru olduğunu bile bile çürütmeye çalışır. Takıyyüddîn Sübkî hazretlerinin buyurduğu gibi: "Bütün fesâdın başı kibirdir. Kibir, kalbi, nasîhat kabûl etmekten ve emre itâat etmekten alıkoyar."