Kişinin tercih ve talebine göre...

A -
A +

Allahü teâlâ her şeyi bir sebeple yaratmaktadır. Zira âdet-i ilâhiyyesi böyledir. İnsanların istekli, isteksiz, her işini ve bütün hareketlerini yaratan Allahü teâlâdır. Kulların, istekli hareketlerini, işlerini yaratması için, kullarında irâde, dileme ve ihtiyâr, seçme kuvveti yaratmış, bu seçme ve dilemelerini, işleri yaratmasına sebep kılmıştır. Bir kul, bir şey yapmayı tercih edince, isteyince, Allahü teâlâ da dilerse, o işi, yaratır. Kul istemez ve dilemezse, Allahü teâlâ da dilemezse, o şeyi yaratmaz. Kullarının istekli işlerini yaratması, bir şeye ateş değerse, o şeyde yakmayı yaratması, ateş değmezse, yakmayı yaratmaması gibidir. Bıçak değince, kesmeyi yaratmaktadır. Bıçağı, kesmek için sebep kılmıştır. Demek ki, kulların istekli hareketlerini, onların tercîh etmeleri ve dilemeleri sebebi ile yaratmaktadır. Fakat tabiattaki hareketler, kulların tercihine bağlı değildir. Bunlar, yalnız Allahü teâlâ dileyince, başka sebeplerle yaratılmaktadır. Ancak, cansız maddelerin hareketleri ile, insan ve hayvanların istekli hareketleri arasında şu ayrılık vardır ki, kullar bir şeyi yapmayı tercîh edince, dileyince, Allahü teâlâ da dilerse, kulu harekete geçiriyor ve yaratıyor. Cansızların hareketlerinde tercih etmek yoktur. Ateş değdiği zaman, yakmak işinin yaratılması, ateşin yakmayı tercîh etmesi ve dilemesi ile değildir. KUL, HER İSTEDİĞİNİ YAPAMAZ Kul, her istediğini yapamaz, istemedikleri de var olabilir. Kulun, her istediğini yapması, her istemediğinin olmaması, kulluk değildir, ulûhiyyete yani ilâh olmaya kalkışmaktır. Allahü teâlâ, lutfederek, ihsân ederek, acıyarak, kullarına muhtâç oldukları ve emirlere, yasaklara uyabilecek kadar kuvvet, kudret, yani enerji vermiştir. Meselâ, sıhhati ve parası olan kimse, ömründe bir kerre hacca gidebilir. Her sene ramazan ayında bir ay oruç tutabilir. Yirmidört saatte, beş vakit farz olan namâzı kılabilir. Nisâb miktârı malı, parası olan, bir hicrî sene sonra, bunun kırkta bir miktârı altın ve gümüşü ayırıp Müslümânlara zekât verebilir. İnsan kendi istekli işlerini, isterse yapar, istemezse, yapmaz. Bir işi yapıp yapmamaya gücü yetmeye kudret denir. Yapmayı veyâ yapmamayı tercîh etmeye, seçmeye ihtiyâr, istemek denir. İhtiyâr olunanı yapmayı dilemeye irâde, dilemek denir. Bir işi kabûl etmeye, karşı gelmemeye rızâ, beğenmek denir. İşin yapılmasına tesir etmek şartı ile, irâde ile kudretin bir araya gelmesine halk, yaratmak denir. Tesirli olmayarak bir araya gelmelerine de, kesb denir. Her tercihte bulunan, yaratıcı değildir. Her irâde edilen şeyden de, râzı olmak gerekmez. Allahü teâlâ, kullarının tâatlarını, günâhlarını irâde eder ve yaratır. Fakat, tâatten râzıdır, günâhtan râzı değildir, beğenmez. Kul irâdesini ibâdetlere sarf ederse, Allahü teâlâ, ibâdetleri yaratır. Eğer günâhlara sarf ederse, günâhları yaratır. Kıyamet günü, ibadetleri aynı yani eşit olan iki kimse de Cennete girerler. Fakat birisinin derecesi daha yüksek olur. Derecesi aşağıda kalan, Allahü teâlâya; -Ya Rabbî, ibâdetlerimiz eşit olduğu hâlde arkadaşımın derecesi benimkinden yüksek. Onun benden daha yüksek dereceye kavuşmasının sebebi nedir? diye arz eder. Allahü teâlâ da; "O, YÜKSEK DERECE İSTEDİ" -Ey kulum, sen dünyâda ibâdet ederken, Cehennemden kurtulup, Cennete girmeyi istedin. Arkadaşın ise, cennette yüksek derecelere kavuşmayı istedi. Ben de size, istediklerinizi verdim buyurur. Nitekim hadis-i şerifte de; (Allahtan yüksek dereceler isteyin! Zira istediğiniz zât, kerem sahibidir) buyuruldu. Netice olarak bir kimse, Allahü teâlâ tarafından kendisine verilen irâde, tercih kuvveti ile, yaşadığı müddetçe çeşitli tercihlerde ve taleplerde bulunur. Tercih ve taleplerine göre, dünyâda da, âhirette de, karşılıklarını görür. Tercihi doğru ve talebi yüksek olanlar, umduklarına kavuşurlar. Tercihi yanlış olanlar da, bunun cezasını görürler. Âhirette herkes, dünyâda iken neyi tercih edip yapmış ise, onun karşılığını bulur.