Kıyâmet günü vardır

A -
A +

Allahü teâlâyı tanımak ve Ona inanmak, yalnız lâfla olmaz. İmânın altı şartı olan Âmentünün manasına kalb ile inanmakla olur. Bu altı şarttan birisi de Kıyâmet gününe, yani öldükten sonra dirilmeye inanmaktır. Allahü teâlânın gönderdiği dinleri bilhassa İslâmiyeti inkâr edenlerlerden bazıları;

"Cennet ni'metlerinin, kuş etleri, meyveler, süt, saf bal, köşkler gibi, bedene tatlı gelen şeyler oldukları bildirilmiştir. Bunlar ise, şehveti, hayvânî arzûları yerine getirecek şeylerdir. Rûhun saâdeti, insanın yüksekliği, aklın beğendiği şeyler olduğuna göre, Cennette bunlar unutulacak, hayvânî zevkler, rûhun zevklerini örtecektir. Bu hâl, dünyâdaki yüksek insanların, Peygamberlerin, velîlerin, âlimlerin, Cennette, en aşağı insan, hattâ hayvân derecesine düşeceklerini göstermez mi? Bundan başka, bedenin zevk, lezzet alabilmesi için, önce elem, acı duyması lâzımdır. Beden sıkılmayınca, bir şey istemez. Meselâ, açlık acısı olmayınca, yemek, içmek lezzeti anlaşılmaz. Yorgunluk, uykusuzluk sıkıntısı olmadan, rahatlık ve uyku lezzeti anlaşılmaz. Cennette hiçbir sıkıntı olmayacağı için, bedenin bu lezzetleri duymasına da imkân yok demektir" demektedirler.

İBNİ SÎNÂ BİLE!..
İbni Sînâ bile, Şifâ ve Necât kitâplarında, Kıyâmet gününü anlatmış ise de, Muâd ismindeki kitâbında, inanmadığını açıklamaktadır. Nasîrüddîn-i Tûsî de, Tecrid kitâbının bazı yerlerinde tekrâr dirilmeyi anlatıyor ise de, başka yerlerde de, aksini bildirmektedir. Bunlar gibi Müslüman görünmelerine rağmen, âhıreti, yeniden dirilmeyi inkâr edenler olmuştur. Ehl-i sünnet âlimleri ise, bunlara cevap olarak, söz birliği ile bildiriyorlar ki:
"Kıyâmet günü, bu beden tekrâr var olacaktır. Fakat, Cennet ni'metlerini, lezzetlerini yalnız bedenin lezzeti zannetmek yanlıştır. Dünyâda yükselmeye başlayan bir rûh, bedenden ayrılınca, kıyâmete kadar, her ân, yükselmeye devâm eder. Cennette beden, sonsuz kalabilecek özellikte, dünyâdakinden bambaşka özellikte var olacaktır. Yükselmiş olan rûh, bu cesed ile birleşerek kıyâmet hayâtı başlayacaktır. Cennette, bedenin ve rûhun ayrı ayrı ni'metleri, lezzetleri olacaktır. Yüksek olanlar, Cennette de rûhun lezzetlerine ehemmiyet vereceklerdir. Rûhun lezzeti, bedenin lezzetlerinden farklı ve kat kat fazla olacaktır. Rûhun lezzetlerinin en tatlısı, en yükseği de, Allahü teâlâyı görmek olacaktır. Yüksek insanların, âriflerin, dünyâda iken, rûh Cennetine girmeleri, âhıretteki rûh lezzetlerinden bir kısmına kavuşmaları câizdir denildi. Bedenin Cennetine dünyâda kavuşulamaz. Cennet lezzetleri, dünyâ lezzetleri gibi değildir. Hattâ, dünyâ lezzetlerine hiç benzemezler. Allahü teâlâ, Cennetteki lezzetleri, dünyâda işiterek anlayabilmemiz için, dünyâda onlara benzeyen lezzetler yarattı. Böylece, o lezzetlere kavuşmak için çalışmamızı emretti.
Cennet lezzetlerinin tadını alabilmek için, önce acı, sıkıntı çekmek lâzım değildir. Çünkü Cennetteki bedenin yapısı, dünyâdaki gibi değildir. Dünyâdaki beden, yok olacak bir hâlde yaratıldı. Yaklaşık olarak yüz sene dayanacak kadar sağlamdır. Cennetteki beden ise, sonsuz kalacak, hiç yıpranmayacak sağlamlıktadır. Aralarındaki benzerlik, insan ile, aynadaki hayâli arasındaki benzerlik gibidir.
İnsan aklı, kıyâmetteki varlıkları anlayamaz. Akıl, his organları ile duyulanları ve bunlara benzeyenleri anlayabilir. Cennet ni'metlerini, lezzetlerini, dünyâdakilere benzetmek, onlar üzerinde mantık, fikir yürütmek insanı, çürük, yanlış netîcelere götürür. Bilinmeyen şeyleri, bilinen şeylere benzeterek, fikir yürütmek, bâtıldır."

O GÜN, GELECEKTİR!..
Netice olarak, Kıyâmet günü vardır. O gün, elbette gelecektir. O gün, gökler parçalanacak, yıldızlar dağılacak, yeryüzü ve dağlar, parça parça olacak ve yok olacaklardır. Kur'ân-ı kerîm, bunları haber veriyor ve Müslümânların bütün fırkaları da, buna inanıyor. Buna inanmayanın îmânı gider. Kıyâmette, bütün mahlûklar, yok olup, tekrâr yaratılacak, herkes mezârdan kalkacaktır. Allahü teâlâ çürümüş toz olmuş kemikleri yine diriltecektir. O gün, terâzî kurulacak, herkesin hesabı görülecektir. Bunları Peygamber efendimiz haber vermiştir. Kabûl etmek, inanmak lâzımdır.