"Kıyâmet korkusu olmasa idi…"

A -
A +
Muhammed aleyhisselâmın kıyâmetten haber verdiği şeylerin hepsi doğrudur. Kabir azâbı, kabrin ölüyü sıkması, kabirde Münker ve Nekîr denilen iki meleğin suâl sorması, kıyâmette her şeyin yok olacağı, göklerin yarılacağı, yıldızların yollarından çıkıp dağılacakları, dağların parçalanması, herkesin mahşer yerine toplanması, kıyâmet gününün dehşeti, korkusu ve kıyâmette dünyâda yapılmış olan şeylere orada, her organın şehâdet etmesi, amel defterlerinin uçarak sağ veyâ sol taraftan verilmesi, iyiliklerin, günâhların, oraya mahsûs bir terâzîde tartılması haktır, doğrudur. Orada sevâbı ağır gelen, Cehennemden kurtulacak, az gelen, ziyân edecektir. Peygamber efendimiz;
(Benim gördüğümü görseydiniz, az güler, çok ağlardınız) buyurmuştur.
Hazret-i  Ömer  zamanında Îrân fethedilince, çok mal ve ganîmet gelir. Hazret-i  Ömer, bütün ganimetleri, askerlere ve fakirlere dağıtır ama kendisi hiçbir şey almaz. Evine gece vakti gelince hanımı;
-Niçin bizim için de iki dirhem getirmedin, yemek için, bu gece evde hiç yiyecek yoktur deyince hazret-i  Ömer buyurur ki:
-Ey hâtun! Allahü teâlânın Ahkâf sûresinin 20. âyet-i kerimesinde meâlen;
(Dünyâ hayâtında güzel ni'metleri yiyerek, iyi işlerinizin sevâbını giderdiniz. Onlar ile faydalandınız, yeryüzünde kibirlenip, günâh işlediniz. Bugün şiddetli azâb ile cezâlanacaksınız) buyurduğu kimselerden olmaktan korktum.
Ve yine; Allahü teâlânın;
(Dünyâya mağrûr olup, aldandılar.), (Sizi dünyâ hayâtı aldatmasın) buyurduğu kimselerden olmaktan korktum.
Ayrıca kıyâmet günü, Resûlullah efendimizden uzak kalmaktan korktum. Çünkü Resûlullah efendimiz zaman zaman;
(Ey Allahım! Beni fakir olarak yaşat, fakir olarak öldür. Kıyâmet günü fakir olduğum hâlde, fakirler zümresi ile haşreyle) buyururdu.
Hanımına bunları söyledikten sonra, evde hiçbir yiyecek olmadığını anlayan hazret-i Ömer, mescide gider ve orada bulunanlara hitaben;
-Ey insanlar, kıyâmet korkusu olmasa idi, bu korktuğunuz işlerden başka işler olurdu. Lâkin, kıyâmet korkusu bizi geri çekti. Nefsimize tâbi olmadık buyurur. Daha sonra da;
-Bana iki dirhem kim borç verir. Çünkü evimde bu gece yiyecek bir nesne yoktur der. Eshâb-ı kirâm bunu işitince çok ağlarlar ve içlerinden Abdurrahmân bin Avf hazretleri kalkıp, iki dirhem borç verir.
Alî bin Ma'bed hazretleri şöyle anlatır:
"Bir evde kirâcı idim. Bir gün, birisine mektûp yazmıştım. Mektûbu duvarın tozu ile kurutmak hâtırıma geldi. Sonra dedim ki, bu duvar, benim malım değildir, kurutmamalıyım. Fakat, yine dedim ki, bu kadarcık şeyin zararı olmaz. Duvârdan toprak alıp mürekkebi kuruttum. O gece rüyâda, birisi;
-Duvâr toprağının zararı olmaz diyenler, yarın kıyâmet gününde anlarlar dedi."
Netice olarak, başta Peygamberler olmak üzere, eshâb-ı kirâm, ehl-i sünnet âlimleri, evliyanın ve sâlih kulların hepsi, kıyâmet gününün dehşetinden, hesâba çekilmekten korkmuşlar ve hazırlık yapmışlardır. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Âhırette hesâba çekilmeden önce, dünyâda iken hesâbınızı görünüz ve tartılmadan önce, kendinizi tartınız!)