Mah­luk­la­rın en üs­tü­nü

A -
A +

Bü­tün ci­sim­ler mad­de ol­ma­la­rı ba­kı­mın­dan bir­bir­le­rin­den fark­sız­dır. İn­san ve hay­vân da, bu ba­kım­dan, can­sız­lar­la eşit­tir. Her ci­sim, atom­dan ve bel­li mik­târ­da ato­mun bir­leş­me­si ile de mo­le­kül mey­dâ­na ge­lir. Bü­tün can­sız ci­sim­ler uy­gun bir şe­kil­de bir­le­şe­rek ve ka­rı­şa­rak can­lı mah­lûk­la­rın ya­pı ta­şı olan hüc­re, hüc­re­ler ka­rı­şa­rak, do­ku mey­dâ­na ge­lir. Çe­şit­li cins­ten do­ku­lar ka­rı­şın­ca or­gan­lar, or­gan­la­rın bir ara­ya gel­me­sin­den de sis­tem­ler olur. Hüc­re, do­ku, or­gan ve sis­tem top­lu­lu­ğu da, bir bit­ki ve­yâ hay­van yâ­hut in­san mey­dâ­na ge­tir­mek­te­dir. Bü­tün ya­ra­tı­lan­lar; can­sız­lar, bit­ki­ler ve hay­vâ­lar ol­mak üze­re üçe ay­rı­lır. Her cin­sin çe­şit­le­ri ara­sın­da üs­tün­lük sı­ra­sı var­dır. Bir cin­sin en üs­tün çe­şi­di, da­hâ üs­tün olan cin­sin en aşa­ğı çe­şi­di­ne ya­kın özel­lik­ler gös­te­rir. Me­se­lâ mer­can, can­sız­lar­dan ta­şa ben­zer. Fa­kat, can­lı­lar gi­bi ürer, bü­yür. Hur­ma ağa­cı da, hay­van gi­bi his ve ha­re­ket et­mek­te­dir. Hur­ma ağaç­la­rın­dan bir kıs­mı er­kek, bir kıs­mı di­şi­dir. Bü­tün bit­ki­ler de böy­le­dir. Fa­kat, hur­ma ağa­cın­da, hay­vân­lar gi­bi gö­rün­mek­te­dir. Ha­dîs-i şe­rîf­te; (Ha­la­nız olan hur­ma ağa­cı­na say­gı gös­te­ri­niz! Çün­kü, ilk hur­ma ağa­cı, Âdem aley­his­se­lâ­mın ça­mu­ru ar­tık­la­rın­dan ya­ra­tıl­dı) bu­yu­rul­du. MÜ­DA­FA­A OR­GAN­LA­RI FARK­LI­DIR!.. Her mah­luk­ta, baş­ka baş­ka mü­dâ­fa­a or­gan­la­rı var­dır. Ki­mi­si­ne ok, ki­mi­si­ne diş, ki­mi­si­ne pen­çe, ki­mi­si­ne boy­nuz, ki­mi­si­ne ka­nat, ki­mi­si­ne sü­rat, til­ki gi­bi olan­la­ra da hi­le ve­ril­miş­tir. Ya­şa­ma­la­rı için, in­san ak­lı­nı şa­şır­tan şey­ler il­hâm olun­muş­tur. Bal arı­sı mü­hen­dis gi­bi, al­tı kö­şe pe­tek ya­par. Si­lin­dir yap­say­dı ara­la­rın­da boş­luk ka­lır­dı. Hay­vân­la­rın in­sa­na en ya­kın olan­la­rı, at, may­mun, fil ve kuş­lar­dan pa­pa­ğan­dır. Dar­win, hay­vân­la­rın en üs­tü­nü­nün may­mûn ol­du­ğu­nu bil­dir­miş­tir. Ba­zı­la­rı, Dar­win'in; "Hay­van­la­rın bir­bi­ri­ne dön­dü­ğü­nü, yük­se­le yük­se­le, so­nun­da in­san ol­du­ğu­nu" ya­zı­yor di­yor­lar. Bu­nu ile­ri sü­re­rek, Âdem aley­his­se­lâ­mın top­rak­tan ya­ra­tıl­dı­ğı­nı in­kâr edi­yor­lar. Hâl­bu­ki Dar­win, ki­tâ­bın­da; "Ya­ra­tı­lış­la­rın­da bir te­kâ­mül, bir üs­tün­lük sı­ra­sı var­dır" di­yor. Aşa­ğı de­re­ce­de­ki­le­rin üs­tün­de­ki­le­re gı­dâ, yem ol­duk­la­rı­nı ya­zı­yor. İs­lâm âlim­le­ri bu­nu da­hâ ön­ce an­la­mış­lar ve bil­dir­miş­ler­dir. Hay­vân­la­rın üs­tün­de, in­san çe­şi­di­nin en aşa­ğı­sı ge­lir. İn­san­la­rın en üs­tü­nü, or­ta ik­lim­ler­de, ya­nî 23 de­re­ce ile 66 de­re­ce arz dâ­ire­le­ri ara­sın­da, şe­hir­ler­de ya­şa­yan­lar­dır. Ya­ra­tı­lış ba­kı­mın­dan olan bu üs­tün­lük fark­la­rın­dan baş­ka, in­san­lar ara­sın­da, ça­lı­şa­rak mad­de­de ve ah­lâk­ta yük­sel­mek fark­la­rı da var­dır. Ba­zı in­san­lar, ze­kâ­la­rı ile ça­lı­şa­rak bir­çok âlet yap­mış, ba­zı­la­rı ise, bu­nun­la bir­lik­te, akıl ilim­le­rin­de, fen­de, tek­nik­te iler­le­miş­ler­dir. En üs­tün­le­ri­ne ge­lin­ce, bun­lar tek­nik­te, ilim­de, fen­de yük­sel­mek­le bir­lik­te, ah­lâk­ta da iler­le­miş, ev­li­yâ­lık ve Al­la­hü te­âlâ­ya ya­kın­lık de­nen, in­san­lı­ğın en yük­sek de­re­ce­si­ne var­mış­lar­dır. Bun­la­rın en yük­se­ği Pey­gam­ber­ler­dir. Bun­lar, Ceb­râ­îl aley­his­se­lâm de­ni­len bir me­lek ile, Al­la­hü te­âlâ­dan emir ve ha­ber al­mak­la şe­ref­len­miş­ler­dir. Pey­gam­ber­ler, ken­di­le­ri­ne ge­len Va­hiy­le­ri in­san­la­ra bil­dir­miş­ler, in­san­la­ra yük­sel­me yo­lu­nu gös­ter­miş­ler­dir. İn­san­la­rın yük­se­le­rek var­dık­la­rı de­re­ce­ler, me­lek­le­rin de­re­ce­sin­den da­hâ yu­ka­rı­dır. YÜK­SE­LEN­LER VE AL­ÇA­LAN­LAR... İn­san­la­rın de­re­ce­le­ri, bü­tün mah­lûk­la­rın tam or­ta­sın­da­dır. İs­lâ­miy­ye­te uyan­lar, yük­se­lir­ler, me­lek­ler­den üs­tün olur­lar. Ne­fis­le­ri­ne ve kö­tü ar­ka­daş­la­ra uya­rak, İs­lâ­miy­yet­ten uzak­la­şan­lar, al­ça­lır­lar. İn­san, rû­hu ta­ra­fın­dan me­lek­le­re, be­de­ni ba­kı­mın­dan hay­vân­la­ra ben­ze­mek­te­dir. Rûh ta­ra­fı­nı kuv­vet­len­di­ren, me­lek­ler­den üs­tün olur. Ne­ti­ce ola­rak, bir kim­se, be­de­ni­ni ka­yı­rır, nef­si­ni kuv­vet­len­di­rir­se, hay­vân­lar­dan aşa­ğı olur. Al­la­hü teâ­lâ, A'râf sû­re­si­nin 178. ve Fur­kan sû­re­si­nin 44. âyet­le­rin­de meâ­len; (Hat­tâ on­lar, hay­vân­lar­dan da­hâ aşa­ğı­dır­lar) bu­yu­ra­rak, böy­le kim­se­le­rin kö­tü­lük­le­ri­ni bil­dir­mek­te­dir. Çün­kü, hay­vân­la­rın ak­lı ve me­lek­le­re ben­ze­yen rûh­la­rı yok­tur. İn­san­la­ra akıl ışı­ğı ve­ril­miş ol­du­ğun­dan, ne­fis­le­ri­ne uy­ma­la­rı, doğ­ru yol­dan sap­ma­la­rı çok çir­kin olur.