İhlâs, ilmin ve amelin Allah rızâsı, Allah sevgisi ile olması, mal, mevki ve şöhret için olmamasıdır. İlmi, Allah rızâsı için, İslâm dînine ve Müslümânlara hizmet için öğrenmelidir. Mal, mevki kazanmak, kibir ve şöhret için öğrenmemelidir. Zira hadis-i şerifte; (İki aç kurt, bir koyun sürüsüne girdiği zamân, yaptıkları zarardan, mal ve şöhret hırsının yapacağı zarar dahâ çoktur) buyurulmuştur. Mevki ve şöhret sâhibi olmak arzûsu, insanlarda üç şeyden hâsıl olmaktadır: 1-Mevki ve şöhret sâhibi olmayı istemenin birinci sebebi, nefsinin arzûlarına kavuşmaktır. Nefis, arzûlarının, harâm yollardan elde edilmesini istediği için, kişi mal, mevki ve şöhret sahibi olmayı ister. HAKLARINI KURTARMAK... 2-İkincisi, kendinin ve başkalarının haklarını zâlimlerden kurtarmak isteğidir. Ayrıca sadaka vermek, hayrât, hasenât yapmak, iyi yemek, iyi giyinmek, iyi evlerde oturmak, çoluk çocuk sâhibi olup, râhat ve mesût yaşamak için, kişi, mal, mevki, şöhret sahibi olmayı ister. İbâdetlerine mâni olacak şeylerden kurtulmak, İslâm dînine ve Müslümânlara hizmet etmek için de kişi, mal, mevki, şöhret sâhibi olmayı ister. Bu niyyetle mevkiye, makama kavuşurken, riyâ, hakkı bâtıl ile karıştırmak gibi, İslâmiyyetin yasak ettiği şeyleri yapmazsa, vâcipleri, sünnetleri terk etmezse, bu kimsenin mevki, makam sâhibi olması câizdir, hattâ müstehabtır. Çünkü, câiz ve lâzım olan şeylere kavuşturucu sebepleri, vâsıtaları yapmak da, câiz ve lâzım olur. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîmde, iyi insanların nasıl olacağını bildirirken, bunların; (Müslümânlara imâm olmak istediklerini) de bildirmektedir. Süleymân aleyhisselâm; (Yâ Rabbî! Benden sonra kimseye nasîb etmeyeceğin bir mülkü bana ihsân eyle!) diyerek melik ve emîr olmak istemiştir. Hadîs-i şerîfte; (Hak ve adâlet üzere bir gün hâkimlik yapmayı, bir sene devâmlı gâzâ etmekten dahâ çok severim) buyuruldu. Bir hadîs-i şerifte de; (Bir sâat adâlet ile idârecilik yapmak, altmış sene nâfile ibâdet yapmaktan dahâ iyidir) buyuruldu. Riyâ ile ve hakkı bâtıl ile karıştırarak mevki sâhibi olmak câiz değildir. İyi niyyet ile olsa da, câiz değildir. Çünkü harâmları ve mekrûhları, iyi niyyetle de yapmak câiz değildir. Hattâ, bazı harâmların iyi niyyet ile yapılması, dahâ büyük günâh olur. Niyyetin iyi olması, ibâdetlerde faydalı olur. 3-Mal, mevki, şöhret sâhibi olmayı istemenin sebeplerinden üçüncüsü, nefsini eğlendirmektir. Kişinin nefsi, maldan olduğu gibi, mevkiden de lezzet almaktadır. Arada İslâmiyyete uymayan işler bulunmazsa, nefsi lezzet aldığı şeye kavuşturmak harâm olmaz ise de, takvânın az olduğunu gösterir. Mevki elde ettikten sonra, insanların gönüllerini kazanmak için, riyâ ve müdâhane yani gevşeklik, gösteriş yapmasından korkulur. Hattâ, münafıklık, hakkı bâtıl ile karıştırmak, hile ve yalan gibi tehlikeli hâller de olabilir. Helâl ile harâm karışık olan şeyi yapmamak lâzımdır. Mevki sâhibi olmanın bu üçüncü sebebi, harâm değil ise de, iyi olmadığı için, ilâcını bilmek ve yapmak lâzımdır. KİBİRDEN KURTULMAK İÇİN! Şöhretten ve hürmet toplayarak kibirli olmaktan kurtulmak için, İslâmiyyette mubâh, câiz olup, halkın beğenmediği işleri yapmalıdır. Vaktiyle bir emîr, bir zâhidi ziyârete gitmiş. Zâhid, emîrin ve etrâfındakilerin kendisine yaklaşmak istediklerini anlayınca, ziyâfet vermiş. Kendisi, iri lokmaları hırsla çabuk çabuk, yemeye başlamış. Emîr, bu hâli görünce, zâhidi beğenmeyerek, oradan ayrılmış. Zâhid de, emîrin arkasından; "Elhamdülillah! Rabbim beni kurtardı" demiştir. Mevki sâhibi olmak arzûsunu gideren en kuvvetli ilâç, insanlardan uzlet etmek, uzak durmaktır. Din ve dünyâ için zarûrî vazîfelerden başka, insanlar arasına karışmamalıdır. Hadîs-i şerîfte, bu ilâç tavsiye edilmektedir. Netice olarak, mevkinin, makamın ve şöhretin geçici olduğunu, âhiretteki zararlarını, dünyâdaki tehlikelerini düşünmeli, niyeti düzeltmedikçe bunlara talip olmamalı, kişi, Allahü teâlâdan kendisi için hep hayırlı olanı istemelidir.