"Merhamet etmek için gönderildim"

A -
A +

Merhamet; şefkat göstermek, acımak, bağışlamak anlamlarına gelmektedir. Bekara sûresinin 207. âyet-i kerîmesinde meâlen; (Allahü teâlâ kullarına çok merhamet edicidir) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de, bir hadis-i şeriflerinde; (Birbirlerine merhamet edenlere Allahü teâlâ merhamet eder. O, merhamet edicidir. Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökte olanlar da size merhamet etsin) buyurmuşlardır. Lokman Hakîm hazretleri, oğluna nasihat ederek; "Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer. Hayır söyleyen kâr eder, kazanır. Kötü konuşan, günâhkâr olur. Diline hâkim olmayan pişman olur" buyurmuştur. Vaktiyle bir köpek cüzzam hastalığına yakalanmıştı. Hiç kimse bu köpeğe bakmadı. Köpek, kapılardan kovula kovula, Seyyid Ahmed Rıfâî hazretlerinin kapısına geldi. Dermansız, yara bere içindeydi. Köpeğin bu hâlini gören Ahmed Rıfâî hazretleri, alıp, şehirden dışarı bir yerde ona bir gölgelik yaptı. Köpeği orada tedâviye başladı, yarasına merhem sürüp karnını doyurdu. Kırk gün bu şekilde tedâvî gören köpek sıhhate kavuştu, cüzzamdan eser kalmadı. Sonra köpeği güzelce yıkayıp şehre getirdi. Kendisine; -Efendim! Bu köpeğe çok ilgi gösterdiniz, hikmeti nedir? diye soranlara; -Kıyâmet günü Rabbimin bana, bu köpeğe niçin acımadın? Onu uğrattığım bu belâdan niçin kurtarmadın? Aynı belâya seni de düşürmem ihtimâlini niçin düşünmedin? diye sormasından korktum. Ey insanlar! Kalblerinizi Allahü teâlânın yarattıklarına karşı merhamet hissiyle doldurunuz. Cenâb-ı Hakkın sizi de aynı derde müptelâ kılmasından korkunuz buyurdular... Âmir bin Abdullah hazretleri, son derecede kanâatkâr ve merhamet sâhibi idi. Garibleri, özürlü ve mecnunları toplar onlara yemek yedirir, ikrâmda bulunurdu. Kendisine; -Bunlar yemeği, ikrâmı ne bilir diyenlere de; -Allahü teâlânın bilmesi kâfidir cevâbını verirdi... Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri, Allahü teâlânın yarattığı bütün mahlûkâta karşı merhamet sâhibi idi. Bir gün talebesinden Nefîsüddîn Sivâsî'ye bir kuruş verip ekmek aldırdı. Ekmeği eline alıp bir virâneye gitti. Talebesi de gizlice onu tâkip etti. Sonunda, hocasının o ekmeği yeni yavrulamış bir köpeğe kendi elleriyle yedirdiğini gördü. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri dönüşünde, talebesinin kendisini tâkip ettiğini anlayıp; -Bu hayvan yedi gündür açtır ve yavrularına şefkatle bakmış ve hiç yanlarından ayrılmamıştır. Resûlullah efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde; (Merhametlilerin en büyüğü olan Allahü teâlâ, kullarından merhametli olanlara merhamet eder. Ey ümmet ve Eshâbım! Siz de O'nun yarattıklarına merhamet ediniz ki, size de semâ ehli merhamet etsin) buyurdu. Talebesi bu sözler üzerine ağlayarak hocasının ellerini öptü ve; -Hayvanlara bile bu kadar merhametli olan siz, tabiatiyle ahbâb ve dostlarınıza da merhamet edersiniz dedi. Bunun üzerine Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri; -Evliyâullahın merhameti pek çoktur; bütün mahlûkâta ve ahbâblarına da şüphesiz merhamet eder buyurdu... Allahü teâlâ, kullarına merhamet ederek, onları terbiye etmek, iyi ve kötü huyları öğretmek için Peygamberler gönderdi. Bu muallimlerin en yükseği olarak, habîbi olan Muhammed aleyhisselâmı seçti. Onun dini ile, önce göndermiş olduğu bütün dinleri değiştirdi. Onun dîni, bütün dinlerin sonuncusu oldu. Böylece, iyiliklerin hepsi, terbiye üsûllerinin tamamı, Onun parlak dîninde yer almıştır. Aklı olanların, iyiyi kötüden ayırabilenlerin, bu dinden elde edilmiş olan ahlâk kitâplarını okuyarak, öğrenerek ve işlerini buna göre düzenleyerek, dünyâda ve âhirette râhata, huzûra, saâdete, kurtuluşa kavuşması lâzımdır. Netice olarak, kendisine iyilik etmeyene hediye vermek, ihsânın, kötülük edene ihsânda bulunmak ise, insanlığın en yüksek derecesidir. Zira bu sıfatlar, düşmanı dost yapar. Peygamber efendimiz; (La'net etmek için gönderilmedim. Hayır duâ etmek, her mahlûka merhamet etmek için gönderildim) buyurmuştur.