Bu dünyâ, imtihân yeridir. Burada hak ile bâtıl, haklı ile haksız karışıktır. Dünyâda îmân edenlere sıkıntılar, belâlar verilmeyip yalnız inkâr edenlere verilseydi, dost, düşmandan ayrılır, belli olur ve imtihânın faydası kalmazdı. Ayrıca Ankebût sûresinin 2. âyet-i kerîmesinde meâlen; (İnsanların, îmân ettik demekle bırakılmayarak, din yolunda karşılaşacakları sıkıntılara katlanmalarına göre, îmân ettik sözlerinin doğru veyâ yalan olduğu anlaşılacağı) buyurulmaktadır ki, bu âyet-i kerîmede, sıkıntılara dayanmanın çok mühim olduğu anlatılmaktadır. Allahü teâlâ her şeye kâdirdir. Îmân edenlere hem dünyâda, hem de âhirette râhatlık verebilirdi. Fakat Allahü teâlânın âdeti böyle değildir. Kudretini hikmeti ve âdeti, işlerini, yaratmasını da, sebepler altında gizlemiştir. Ayrıca mü'minlerin dünyâda elem çekmesi, âhiret ni'metlerinin kıymetini bilmeleri içindir. Din büyükleri ve sâlih kullar için, sevgilinin istediği belâlar, kıymetlidir. Dünyâda mü'minler, mihnet, sıkıntı çekerse, dost düşmandan ayrılmış olur ve belâlar, mü'minler için günâhlara keffârettir. SIKINTININ REÇETESİ!.. Ahmed Yekdest Cüryânî hazretleri; "Dünyânın esâsı mihnet, sıkıntı üzerine kurulmuştur. Sıkıntının ise sabretmekten başka reçetesi, katlanmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Şu üç sabır çok sevgilidir. Bunlar; tâatte, Hakka kullukta, günah işlememekte, belâ ve mihnet ânında sabırdır" buyurmuştur. Dünyâ, âşıklarına mihnet, lezzetlerine aldanmayanlara ni'met, ibâdet edenlere kazanç, ibret alanlara hikmet, onu tanıyanlara selâmet yeridir. Ana rahmine nisbetle Cennet, âhirete nisbetle de, çöplük gibidir. İnsânların, sıhhatli, sağlam, râhat, neşeli yaşamalarına ve âhirette de sonsuz saâdete kavuşmalarına sebep olan faydalı şeylere ni'met denir. Mihnet ise, insana sıkıntı veren şeyler demektir. Ni'metlere şükretmekle ve sıkıntılara da sabretmekle emrolunduk. Hatta mihnet yani sıkıntı zamanlarında bile şükretmenin daha iyi olduğu kitaplarda yazılıdır. Hamdetmek ve şükretmek, Allahü teâlâya teşekkür için kullanılır. Bunlardan hamdetmek yani Elhamdülillah demek, şükretmekten daha üstündür. Çünkü hamdetmek, hem dert, belâ, sıkıntı anında, hem de ni'met zamanında söylenir. Allahü teâlânın verdiği elemler, ni'metleri gibi güzeldir. Hamdetmek, Allahü teâlâyı övmenin en üstün şeklidir. Sevinç hâlinde de, sıkıntı hâlinde de hamdedilmektedir. Şükür ise, sadece ni'met zamanında söylenir. Ni'met kalmayınca, şükür de kalmaz. Bu sebeple din büyükleri, ni'met ve mihnet hâlinde hep; "Elhamdülillâhi alâ küll-i hâl" diyerek şükretmişlerdir. Çünkü her ikisini de veren, Allahü teâlâdır. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: "İnsanın yaratılması, kendini hakîr bilmesi, aşağı görmesi içindir. Bu dünyâ, Müslümânların âhiretlerine, Cennetteki ni'metlerine göre, bir zindân gibidir. Müslümânların, bu zindânda zevk ve safâ aramaları, akla uygun olmaz. O hâlde, dünyâda eziyet, sıkıntı çekmeye alışmak lâzımdır. Burada mihnetlere katlanmaktan başka çâre yoktur. İnsanların üzmelerine dayanmak lâzımdır. Allahü teâlâ, sevgili Peygamberine emir olarak, Ahkâf sûresinde; (Peygamberlerden Ülül'azm olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlara azâb verilmesi için duâ etmekte acele eyleme!) meâlindeki âyet-i kerîmeyi gönderdi." MUHABBETİN ŞARTI!.. Netice olarak insân, ne kadar dert, belâ ve mihnetlere düçâr olursa, kemâle gelmesi, olgunlaşması da o nisbette fazla olur. Ayrıca mihnetlere, sıkıntılara katlanmak, muhabbetin şartlarındandır. Seven, sevdiğinden gelen her şeye katlanır, itrâz etmez. Allahü teâlâya karşı bir hata işlediği zaman hemen istiğfar eder. Zira hatada ısrar etmek helâk olmaya sebeptir. Çeşitli sıkıntılara ve geçim darlığına düşen bir kimse, istiğfara devam etmeli ve bu hâli yani işlediği günahlarının karşılığının dünyada verilmesi hâlini de, ni'met bilmelidir, şükretmelidir. Çünkü mihnetlere şükretmeyen, nimetlere şükredemez.