Peygamberlik makâmı aklın ve düşüncenin dışındadır, üstündedir. Aklın eremeyeceği, anlayamayacağı çok şeyler vardır ki, bunlar Peygamberlik makâmında anlaşılır. Her şey akıl ile anlaşılabilseydi, Peygamberler gönderilmezdi. Mu'cize ve kerâmet de, akıl ile anlaşılamaz, izâh edilemez. Bunların hepsi, Allahü teâlânın sonsuz kudreti ile olmaktadır. Mi'râc da, âdet olan işlerin aksinedir. Fakat mu'cizelerin hepsi böyledir. Bu sebeple îmânı olanların, Mi'râc mu'cizesine inanması lâzımdır. Hazret-i Ebû Bekir, Allahü teâlânın sonsuz kudretini ve Peygamber efendimizin de, Onun Peygamberi olduğunu iyi anladığı için, Mi'râcı, herkes inkâr ederken veya tereddüt geçirirken o, hemen ve tereddüt etmeden tasdik etti ve Sıddîklık makâmına yükseldi. Çünkü Mi'râcı kabul etmek, inanmak, aklın bittiği ve îmânın başladığı yerdir. BEDENİ İLE GÖTÜRÜLDÜ Resûlullah efendimiz yatağında iken uyandırılıp, mübârek bedeni ile, Mekke şehrinden Kudüs'teki Mescid-i aksâya ve oradan göklere ve yedinci gökten sonra, Allahü teâlânın dilediği yerlere götürüldü. Mi'râca, böylece inanmak lâzımdır. Resûlullah efendimiz, Mekke-i mükerremeden Sidre-tül-müntehâya kadar, Cebrâîl aleyhisselâm ile birlikte gitti ve burada Cebrâîl aleyhisselâmı, altı yüz kanadı ile kendi şeklinde gördü. Mekke'den Kudüs'e kadar veyâ yedinci göğe kadar, Burak üstünde götürüldü. Resûlullah efendimiz, Mescid-i aksâda, Peygamberlere imâm olup, yatsı yâhut sabâh namâzını kıldırdı. Kudüs'ten yedinci göğe kadar Mi'râc adındaki bilinmeyen bir merdivenle bir anda çıkarıldı. Yolda melekler, sağa sola dizilmiş, Resûlullahı medh-ü senâ ederlerdi. Sidre'de şaşılacak çok şeyler gördü. Cennetteki ni'metleri, Cehennemdeki azâbları gördü. Hadis-i şerifte; (Mi'râc gecesi göğe götürülürken insanlar gördüm. Ateşten makaslarla dudaklarını kesiyorlar. Bunların kim olduklarını Cebrâîl'e sordum. Ümmetinin hatîplerinden, vâizlerinden, kendilerinin yapmadıklarını yapınız diyenlerdir dedi) buyuruldu. Peygamber efendimiz, mi'râc gecesinde, Âdem aleyhisselâmı birinci semâda, Îsâ aleyhisselâm ile Yahyâ aleyhisselâmı ikinci semâda, Yûsuf aleyhisselâmı üçüncü semâda, İdrîs aleyhisselâmı dördüncü semâda, Hârûn aleyhisselâmı beşinci semâda, Mûsâ aleyhisselâmı altıncı semâda, İbrâhîm aleyhisselâmı da yedinci semâda gördü. Resûlullah efendimiz, cenâb-ı Hakkın cemâlini görmek arzûsundan ve zevkinden, Cennetteki ni'metlerin hiçbirine bakmadı. Sidre'den ileriye, yalnız olarak, nûrlar arasında ilerledi. Zamânsız ve mekânsız olarak, âhirette Allahü teâlânın görüleceği gibi, anlaşılamayan ve anlatılamayan bir hâlde, Allahü teâlâyı gördü. Harfsiz ve sessiz olarak, Allahü teâlâ ile konuştu. Sayısız ikrâmlara, şereflere kavuştu. Kendine ve ümmetine beş vakit namâz farz oldu. Peygamber efendimize Mi'râc gecesi, Cennette nasîb olan rü'yet şerefi dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak, kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki; (Namaz mü'minlerin mi'râcıdır) buyurulmuşlardır. Başka bir hadîs-i şerîfte de; (İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır) buyurulmuştur. "NAMAZ MÜ'MİNİN Mİ'RÂCIDIR" Onun yolunda, tam izinde giden büyüklere o rü'yet devletinden, bu dünyada büyük pay, yalnız namazda olmaktadır. Bir kimse, Peygamber efendimize uyarak, şartlarını gözeterek namaz kılarsa, Resûlullah efendimiz gibi, Allahü teâlâya yaklaştıran makâmlarda yükselir. Peygamber efendimiz; (Namâzda, kul ile Allahü teâlâ arasındaki perdeler kalkar) buyurmuştur. Bu sebeple her Müslümanın, bunları düşünerek, namâzı şartlarına uygun olarak kılmaya dikkat etmesi lâzımdır. Çünkü namâz, mü'minin mi'râcıdır. Netice olarak, bütün bunların bir kısmı âyet-i kerîmelerle, bir kısmı da hadîs-i şerîflerle haber verilmiştir. Hepsine inanmak vâcib değil ise de, Ehl-i sünnet âlimleri bildirdiği için, bu haberleri kabûl etmeyen, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur. Âyet-i kerîmeye veyâ hadîs-i şerîflere inanmayan ise, kâfir olur.