Mübarek zamanları fırsat bilmeli...

A -
A +

Al­la­hü teâ­lâ, kul­la­rı­na çok acı­dı­ğı için, ba­zı ay­la­ra, gün­le­re ve ge­ce­le­re kıy­met ver­miş, bu ge­ce­ler­de edi­len du­âla­rı, ya­pı­lan töv­be­le­ri ka­bûl ede­ce­ği­ni bil­dir­miş­tir. Kul­la­rı­nın çok ibâ­det yap­ma­sı, du­â ve töv­be et­me­le­ri için bu za­man­la­rı se­bep kıl­mış­tır. Di­ni­miz­de bil­di­ri­len kıy­met­li ge­ce­ye, ken­din­den son­ra ge­len gü­nün is­mi ve­ri­lir. Mu­bâ­rek ge­ce­ler, ön­ce­ki gü­nü öğ­le na­mâ­zı vak­tin­den, o ge­ce­nin fec­ri­ne ka­dar olan za­mân­dır. Yal­nız, Are­fe ve üç Kur­ban Bay­ra­mı gün­le­ri­nin ge­ce­le­ri böy­le de­ğil­dir. Bu dört ge­ce, bu gün­le­ri ta­kip eden ge­ce­ler­dir. Böy­le mü­bâ­rek za­man­lar­da, ka­zâ na­mâz­la­rı kıl­ma­lı, Kur'ân-ı ke­rîm oku­ma­lı, du­â, töv­be et­me­li, sa­da­ka ver­me­li, Müs­lü­mân­la­rı se­vin­dir­me­li, bun­la­rın se­vâb­la­rı­nı ölü­le­re de gön­der­me­li ve bu şe­kil­de mü­bâ­rek ge­ce­le­re say­gı gös­ter­me­li­dir. Ay­rı­ca say­gı gös­ter­mek, bu ge­ce­ler­de gü­nâh iş­le­me­mek­le olur. İmâm-ı Ne­ve­vî haz­ret­le­ri; "Ge­ce­nin on iki kıs­mın­dan bir kıs­mı­nı yak­la­şık bir sâ­at ka­dar ih­yâ et­mek, bü­tün ge­ce­yi ih­yâ et­mek olur. Yaz ve kış ge­ce­le­ri için hep böy­le­dir" bu­yu­ru­yor. Ha­kâ­yık-ı man­zû­me ki­ta­bın­da; "Fı­kıh ki­tâb­la­rın­da sâ­at de­mek, bir mik­târ za­mân de­mek­tir" de­ni­yor. İmâm-ı Ne­ve­vî haz­ret­le­ri, Şâ­fi'î mez­he­bin­de müc­te­hid­dir. Ha­ne­fî mez­he­bin­de­ki­le­rin de, ge­ce­le­ri böy­le ih­yâ et­me­le­ri uy­gun olur. ZİL­HİC­CE AYI­NIN FA­Zİ­LE­Tİ Zil­hic­ce ayı­nın fa­zî­le­ti çok bü­yük­tür. Ri­vâ­yet edil­di­ği­ne gö­re, haz­ret-i Âdem'in töv­be­si Mu­har­rem ve­yâ Zil­hic­ce ayın­da ka­bûl bu­yu­rul­muş­tur. İb­ni Ab­bâs haz­ret­le­ri­nin ri­vâ­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­ri­fe gö­re, Zil­hic­ce­nin so­nu­na ka­dar olan gün­ler de, Ra­ma­zân-ı şe­rî­fin gün­le­ri gi­bi ay­rı ay­rı fa­zî­le­te sa­hip­tir. Onun­cu gün için de şöy­le bu­yu­rul­muş­tur: (Zil­hic­ce­nin onun­cu gü­nü Kur­ban Bay­ra­mı gü­nü­dür. Her kim, o gün bay­ram na­mâ­zın­dan ge­lip kur­ba­nı­nı bo­ğaz­la­yın­ca­ya ka­dar bir şey ye­me­yip, kur­ba­nı­nın böb­rek­le­ri ile if­târ edip, iki re­kat na­mâz kıl­sa, o kim­se­nin kur­ba­nı­nın ka­nı ye­re düş­me­den, ken­di gü­nâ­hı ve ana-ba­ba­sı­nın gü­nâh­la­rı, ehl-ü ıyâl, ev­lâd ve ak­ra­bâ­la­rı­nın gü­nâh­la­rı se­vâ­ba çev­ri­lir.) Her kim Zil­hic­ce ayı­nın son gü­nü ve Mu­har­rem ayı­nın bi­rin­ci gü­nü oruç tu­tar­sa, o se­ne­nin ta­mâ­mı­nı oruç tut­muş gi­bi fa­zî­le­te maz­har olur. Kim ki, Zil­hic­ce ayı­nın on gü­nü için­de fa­kir­le­re yar­dım et­se, Pey­gam­ber­le­re hür­met et­miş olur. Bu on gün için­de, her kim bir has­ta zi­yâ­ret et­se, Al­la­hü te­âlâ­nın dost­la­rı olan kul­la­rın hâ­tı­rı­nı sor­muş ve zi­yâ­ret ey­le­miş gi­bi olur. Bu on gün için­de ya­pı­lan her ibâ­det, di­ğer gün­ler­de edâ edi­len ibâ­det­ler­den çok da­hâ üs­tün ve pek faz­la se­vâ­ba ve­sî­le olur. Bu on gün için­de, din il­mi mec­li­sin­de bu­lu­nan kim­se, Pey­gam­ber­ler top­lan­tı­sın­da bu­lun­muş gi­bi olur. Din il­mi­ni öğ­ren­mek ise, ka­dın, er­kek her­ke­se farz­dır. Ço­cuk­la­ra öğ­ret­mek de, bi­rin­ci va­zî­fe­dir. Ab­dul­lah ib­ni Ab­bâs haz­ret­le­ri­nin bil­dir­di­ği ha­dîs-i şe­rîf­te; (Hiç­bir ibâ­de­tin kıy­me­ti, Zil­hic­ce ayı­nın ilk on gü­nün­de ya­pı­lan ibâ­det­le­rin kıy­me­ti gi­bi ola­maz) bu­yu­rul­muş­tur. Pey­gam­ber efen­di­miz, bir ha­dîs-i şe­rîf­le­rin­de de; (Are­fe gü­nü tu­tu­lan oruç, bir geç­miş se­ne­nin ve bir ge­le­cek se­ne­nin gü­nâh­la­rı­na kef­fâ­ret olur) bu­yur­muş­tur. Zil­hic­ce ayı­nın do­ku­zun­cu Are­fe gü­nü tu­tu­lan oruç, geç­miş ve ge­le­cek bi­rer se­ne­de ya­pı­lan töv­be­le­rin ka­bûl ol­ma­sı­na ya­rar. BU YO­LUN İKİ TE­ME­Lİ İmâm-ı Rab­bâ­nî haz­ret­le­ri, bir ta­le­be­si­ne hi­ta­ben bu­yu­ru­yor ki: "Bu yol iki te­mel üze­ri­ne ku­rul­muş­tur: Bi­rin­ci­si, İs­lâ­miy­ye­te uy­mak­tır. İkin­ci­si, yol gös­te­re­ni sev­mek ve ona öy­le bağ­lan­mak­tır ki, onun her şe­yi­ni be­ğen­mek­tir. Al­la­hü te­âlâ­nın ih­sâ­nı ile, bu iki te­mel sağ­lam olur­sa, dün­yâ ve âhi­ret saâ­det­le­ri ele gir­miş de­mek­tir. Şim­di­ye ka­dar olan ku­sûr­la­rın ba­ğış­lan­ma­sı için, Al­la­hü te­âlâ­ya çok yal­va­rı­nız! Ra­ma­zân-ı şe­rî­fin son on gü­nü ya­pa­ma­mış ol­du­ğu­nuz i'ti­kâ­fın ka­zâ­sı ol­mak için niy­yet ede­rek, Zil­hic­ce ayı­nın ilk on gü­nü i'ti­kâf edi­niz. Böy­le niy­yet ede­rek, sün­net se­vâ­bı­na ka­vu­şur­su­nuz." Ne­ti­ce ola­rak, Al­la­hü te­âlâ­nın ih­sân et­ti­ği öm­rü ve kıy­met­li za­man­la­rı fır­sat bil­me­li, de­ğer­len­dir­me­li­dir. Çün­kü bu fır­sat­lar ve kıy­met­li za­man­lar, bir da­ha eli­mi­ze geç­me­ye­bi­lir...