Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, bazı aylara, günlere ve gecelere kıymet vermiş, bu gecelerde edilen duâları, yapılan tövbeleri kabûl edeceğini bildirmiştir. Kullarının çok ibâdet yapması, duâ ve tövbe etmeleri için bu zamanları sebep kılmıştır. Dinimizde bildirilen kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Mubârek geceler, önceki günü öğle namâzı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zamândır. Yalnız, Arefe ve üç Kurban Bayramı günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri takip eden gecelerdir. Böyle mübârek zamanlarda, kazâ namâzları kılmalı, Kur'ân-ı kerîm okumalı, duâ, tövbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de göndermeli ve bu şekilde mübârek gecelere saygı göstermelidir. Ayrıca saygı göstermek, bu gecelerde günâh işlememekle olur. İmâm-ı Nevevî hazretleri; "Gecenin on iki kısmından bir kısmını yaklaşık bir sâat kadar ihyâ etmek, bütün geceyi ihyâ etmek olur. Yaz ve kış geceleri için hep böyledir" buyuruyor. Hakâyık-ı manzûme kitabında; "Fıkıh kitâblarında sâat demek, bir miktâr zamân demektir" deniyor. İmâm-ı Nevevî hazretleri, Şâfi'î mezhebinde müctehiddir. Hanefî mezhebindekilerin de, geceleri böyle ihyâ etmeleri uygun olur. ZİLHİCCE AYININ FAZİLETİ Zilhicce ayının fazîleti çok büyüktür. Rivâyet edildiğine göre, hazret-i Âdem'in tövbesi Muharrem veyâ Zilhicce ayında kabûl buyurulmuştur. İbni Abbâs hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerife göre, Zilhiccenin sonuna kadar olan günler de, Ramazân-ı şerîfin günleri gibi ayrı ayrı fazîlete sahiptir. Onuncu gün için de şöyle buyurulmuştur: (Zilhiccenin onuncu günü Kurban Bayramı günüdür. Her kim, o gün bayram namâzından gelip kurbanını boğazlayıncaya kadar bir şey yemeyip, kurbanının böbrekleri ile iftâr edip, iki rekat namâz kılsa, o kimsenin kurbanının kanı yere düşmeden, kendi günâhı ve ana-babasının günâhları, ehl-ü ıyâl, evlâd ve akrabâlarının günâhları sevâba çevrilir.) Her kim Zilhicce ayının son günü ve Muharrem ayının birinci günü oruç tutarsa, o senenin tamâmını oruç tutmuş gibi fazîlete mazhar olur. Kim ki, Zilhicce ayının on günü içinde fakirlere yardım etse, Peygamberlere hürmet etmiş olur. Bu on gün içinde, her kim bir hasta ziyâret etse, Allahü teâlânın dostları olan kulların hâtırını sormuş ve ziyâret eylemiş gibi olur. Bu on gün içinde yapılan her ibâdet, diğer günlerde edâ edilen ibâdetlerden çok dahâ üstün ve pek fazla sevâba vesîle olur. Bu on gün içinde, din ilmi meclisinde bulunan kimse, Peygamberler toplantısında bulunmuş gibi olur. Din ilmini öğrenmek ise, kadın, erkek herkese farzdır. Çocuklara öğretmek de, birinci vazîfedir. Abdullah ibni Abbâs hazretlerinin bildirdiği hadîs-i şerîfte; (Hiçbir ibâdetin kıymeti, Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibâdetlerin kıymeti gibi olamaz) buyurulmuştur. Peygamber efendimiz, bir hadîs-i şerîflerinde de; (Arefe günü tutulan oruç, bir geçmiş senenin ve bir gelecek senenin günâhlarına keffâret olur) buyurmuştur. Zilhicce ayının dokuzuncu Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek birer senede yapılan tövbelerin kabûl olmasına yarar. BU YOLUN İKİ TEMELİ İmâm-ı Rabbânî hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki: "Bu yol iki temel üzerine kurulmuştur: Birincisi, İslâmiyyete uymaktır. İkincisi, yol göstereni sevmek ve ona öyle bağlanmaktır ki, onun her şeyini beğenmektir. Allahü teâlânın ihsânı ile, bu iki temel sağlam olursa, dünyâ ve âhiret saâdetleri ele girmiş demektir. Şimdiye kadar olan kusûrların bağışlanması için, Allahü teâlâya çok yalvarınız! Ramazân-ı şerîfin son on günü yapamamış olduğunuz i'tikâfın kazâsı olmak için niyyet ederek, Zilhicce ayının ilk on günü i'tikâf ediniz. Böyle niyyet ederek, sünnet sevâbına kavuşursunuz." Netice olarak, Allahü teâlânın ihsân ettiği ömrü ve kıymetli zamanları fırsat bilmeli, değerlendirmelidir. Çünkü bu fırsatlar ve kıymetli zamanlar, bir daha elimize geçmeyebilir...