Müslümana hüsn-i zân etmeli

A -
A +

Hüsn-i zân, bir kimsede görülen hatayı, iyiye yorumlamak ve onun hakkında iyi düşünmek demektir. Bir Müslümanın kusûrunu görünce, ona hüsn-i zân etmek yani o kusûru, hatayı, iyiye yorumlamak ve onun hakkında iyi düşünmek lâzımdır. Vaktiyle beş vakit namazını hazret-i Ömer'in arkasında kılan ve Onun sevgisini kazanmış olan bir genç varmış. Bir kadın da bu gence âşık olmuş ve onu evine çağırırmış. Genç ise, dönüp bakmazmış. Nihayet bu kadın, yaşlı bir kadına derdini anlatmış. O da; -Bu genci sana getirirsem bana ne vereceksin? demiş. Kadın; -Bu işi yaparsan, ne istersen veririm, demiş. Genç, bir gece, yatsı namazını câmide kıldıktan sonra evine gidiyormuş. Yol üzerindeki bir evin önünde, yaşlı bir kadın; -Bana yardım edene, Hak teâlâ da yardım etsin, diye feryâd eder. Genç, yaşlı kadına feryadının sebebini sorunca; -Koyunumu kaçırdım, tutamıyorum, bana yardım et der. Genç bu söze inanıp evden içeri girer. Gence âşık olan kadın, kapıyı kilitleyip gence; -Ne zamandan beri senin derdinle yanıyorum. Sana ancak bu hileyi yaparak kavuştum, diyerek genci kuvvetle tutar. Genç, yine kadına iltifât etmez, yüzüne bakmaz. Bunun üzerine kadın; -Ya bana yaklaş arzumu yerine getir veya feryâd eder bütün mahalle halkını buraya toplarım, rüsvây olursun, der. Genç; "ORADA RÜSVÂY OLACAĞIMA!" -Âhirette rüsvây olacağıma burada olurum, der. Genci hiçbir yolla aldatamayan kadın, feryâd etmeye başlar. Bütün mahalle halkı evin etrâfına toplanırlar. Kâdın; -Bu gece kapımı kilitleyip yatarken, bu adam gelip bana tecavüz etmek istedi. Onun için sizi çağırdım, der. Mahalle halkı içeri girip, genci döver, başını birkaç yerden yarıp, ellerini bağlarlar. Ertesi günü hazret-i Ömer'in huzûruna götürürler. O gün hazret-i Ömer, sabah namazını kıldıktan sonra, o genci görememişti. Acaba hasta mı oldu, yoksa başka bir şey mi oldu diye düşünürken birtakım insanların arasında genci görür. Kadın da orada feryad etmektedir. Genç, hazret-i Ömer'in heybetinden çok korkar. Hazret-i Ömer gadaba gelince vücudundaki kıllar dikilirdi. Fakat bu gadabı din için, İslâm gayreti içindi. Dünyâ işlerinde gadaplanmaz, mübârek kalbini dünyâya bağlamazdı. Hazret-i Ömer genci o halde görünce; "Yâ Rabbi! Bu gence hüsn-i zânnım vardır. Resûlünün hürmeti için beni bu zânnımdan döndürme!" diye duâda bulunur. Sonra genci yanına çağırır ve; -Senin hakkında iyi düşünürüm. Bu işi senin yapacağını zannetmiyorum. Korkma, Hak teâlâ doğru kullarının yardımcısıdır buyurur. Genç; -Bu kadın bana âşık olmuş. Çok kerre haber gönderdiği hâlde râzı olmamıştım. Sonunda bir yaşlı kadının hilesiyle beni evine çağırdı, der ve ondan sonraki hadîseleri de birer birer anlatır. Hazret-i Ömer; -O yaşlı kadını görünce tanır mısın? buyurur. Genç; -Evet tanırım deyince, şehirdeki bütün yaşlı kadınların dışarı çıkmaları emredilir. Yaşlı kadınların hepsi, gencin önünden geçirtilir. Genç, yaşlı kadını tanır ve hazret-i Ömer'in huzûruna götürülür. Yaşlı kadın, hazret-i Ömer'in heybetine dayanamayıp, para için bu işi yaptığını itiraf eder. Yaşlı kadının itirafından sonra, gence âşık olan kadın da, yaptıklarını anlatır. Bunun üzerine hazret-i Ömer, gencin ellerini çözüp, mendili ile başının kanını siler ve; HALİFENİN DUASINI ALIR... -Allahü teâlâya hamdolsun ki, Resûl-i Ekremin (Ümmetimden, kardeşim Yûsuf aleyhisselâmın kendini Zeliha'dan sakladığı gibi, yabancı kadınlardan muhafaza eden sıddîklar çıkacaktır) hadîs-i şerîfi bizim zamanımızda bu gence nasîb oldu buyurur ve gencin sırtını okşayarak hayır duâ eder... Netice olarak, mü'minleri harâm işleyici yâni fâsık zannetmek, sû-i zan olur. Sû-i zan haramdır. Haram işlediğini öğrenerek, bilerek sevmemek, sû-i zan olmaz, buğd-i fillâh olup, sevâb olur. Din kardeşinin ayıbını görünce ona hüsn-i zan etmeli, te'vîline, iyi şeyle yorumuna çalışmalıdır. Bir Müslümânın bir işinde veyâ sözünde doksandokuz küfür ihtimâli olsa, bir îmân ihtimâli olsa, bu kimseye kâfir denilmez. Müslümâna hüsn-i zan etmek lâzımdır.