"Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz"

A -
A +

Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namâz vardı. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine farz edildi. Namâz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namâzın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Namâz, duâ demektir. İslâmiyyetin emrettiği, bildiğimiz ibâdete, namâz, salât ismi verilmiştir. Mükellef yani âkıl ve bâliğ olan her Müslümânın, her gün beş vakit namâzı kılması Farz-ı ayındır. Farz olduğu, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmiştir. Mi'râc gecesinde, beş vakit namâz emrolundu. Mi'râc, hicretten bir yıl önce, Receb ayının yirmiyedinci gecesinde idi. Mi'râcdan önce, yalnız sabâh ve ikindi namâzı vardı. Ehl-i sünnet âlimleri söz birliği ile; İbâdetlerin îmândan parça olmadığını bildirmişlerdir. Yalnız namâz kılmakta, ehl-i sünnet âlimlerinin söz birliği olmamıştır. Çünkü bir hadîs-i şerîfte; (Mü'min ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyurulmuştur. Namâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeyi düşünmeyen ve bunun için azâb çekeceğinden korkmayan kimsenin, îmânının gideceği Hadîkada yazılıdır. Allahü teâlâ, Müslümân olmayanlara namâz kılmalarını, oruç tutmalarını emretmemiştir. Bu emirler, îmân edenler içindir. İnkâr edenler, namâz kılmadıkları, oruç tutmadıkları için değil, îmân etmedikleri için cezâ görürler. Zâdül-mukvînde buyuruluyor ki: "Önceki âlimler yazmış ki, beş şeyi yapmayan, beş şeyden mahrûm olur: 1-Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez. 2-Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz. 3-Sadaka vermeyenin, vücûdunda sıhhat kalmaz. 4-Duâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz. 5-Namâz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehâdet getiremez." Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar, hiç kötülük yapamaz. Nefsine uyan kimsenin kıldığı namâzı sahîh olsa da, bu meyvelerini veremez. Her gün beş kerre, Rabbinin huzûrunda olduğuna niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar. Namâzda yapılması emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar sağlamaktadır. Câmilerde cemâatle namâz kılmak, Müslümânların kalblerini birbirlerine bağlar, birbirlerinin kardeşleri olduklarını anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur, küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakîrlere ve kuvvetliler zayıflara yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları, câmide göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allah'tır) hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler. Kurretül'uyûn kitâbındaki hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: (Namâzı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyâda, üçü ölüm zamânında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir. Dünyâda olan altı azâb: 1-Namâz kılmayanın ömründe bereket olmaz. 2-Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendinde kalmaz. 3-Hiçbir iyiliğine sevâp verilmez. 4-Duâları kabûl olmaz. 5-Onu kimse sevmez. 6-Müslümânların iyi duâlarının buna faydası olmaz. Ölürken çekeceği azâblar: 1-Zelîl, kötü, çirkin can verir. 2-Aç olarak ölür. 3-Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür. Kabirde çekeceği acılar: 1-Kabir onu sıkar, kemikleri birbirine geçer. 2-Kabri ateşle doldurulur, gece, gündüz onu yakar. 3-Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünyâ yılanlarına benzemez. Her gün, her namâz vaktinde onu sokar. Bir ân bırakmaz. Kıyâmette çekeceği azâblar: 1-Cehenneme sürükleyen azâb melekleri yanından ayrılmaz. 2-Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar. 3-Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.) Netice olarak, beş vakit namaz kılmak, kadın, erkek her Müslümana farzdır. Farz namâzı kılmamak, îmânsız gitmeye sebep olmaktadır. Namâza devâm etmek, kalbin nûrlanmasına ve ebedi saâdete kavuşmaya vesîledir. Peygamber efendimiz; (Namâz nûrdur) buyurmuştur. Yani namaz, dünyâda kalbi parlatır ve âhırette de sırâtı aydınlatır.