Nefis, öldürülebilir mi?

A -
A +

Allahü teâlâ, merhamet ederek, dünyada seve seve çalışabilmeleri, çalışmaktan usanmamaları için, insanlarda nefis denilen bir kuvvet yaratmıştır. Nefis adı verilen bu kuvvet, şehvetlere kavuşmak ve gadab edilenlerle mücâdele etmek için insanı zorlar. Fakat insanın nefsi, bu işinde sınır tanımaz. Yaptığı işler, hep aşırı, hep zararlı olur. Meselâ hayvan susayınca, suyu içer ve doyunca içmez. İnsanı nefsi zorlayarak doyduktan sonra da içirir. Sığır aç olunca, çayırda otlar, doyunca, yatar, uyur. İnsan aç olunca, çayırda otlayamaz. Bulduğu otlar arasında seçim yapması, seçtiğini soyup, temizleyip, pişirmesi lâzımdır. Nefis, bu yorucu, usandırıcı işleri seve seve yaptırır. Fakat, hoşuna gideni, doyduktan sonra da yedirir... Allahü teâlânın merhameti sonsuz olduğundan, nefsin insanı felâkete sürüklemesine mâni olmak için, nefsin arzûlarını sınırlayan, onu taşkın olmaktan kurtaran emirler ve yasaklar göndermiştir. Peygamberleri ile gönderdiği bu emir ve yasakların toplamına, İslâmiyyet denir. Bir insan, işlerini yaparken, İslâm dînine uyarsa, nefsi taşkınlıktan kurtulur. RAHMET VE GADAB... Bu dünyâda, her mahlûkta ve her şeyde, Allahü teâlânın hem rahmet, hem de gadab sıfatı tecellî etmektedir. Su, insanların, hayvanların ve bitkilerin yaşamaları için, temizlik, yemek ve ilâç yapmak için lâzım olduğu gibi, denizde binlerce insan boğulmakta, sel suları evleri yıkmaktadır. Ateş, ekmek, yemek pişirmek, kışın ısınmak için lâzım olduğu gibi, içine düşeni yakmaktadır. Elektrik, çok yerde işimize yaradığı hâlde, yangına sebep olmakta, insana çarpınca, hemen öldürmektedir. Her ilâç, bir derde devâ olduğu hâlde, fazlası zararlı olmaktadır. Her şey de böyledir. Nefis de bunlar gibidir. Hem faydalı, hem zararlı tarafları vardır. Nefsin yaratılması, insanların yaşaması, üremesi, dünyâ için çalışmaları ve âhiret için cihâd sevâbı kazanmaları içindir. Allahü teâlâ, nefsi böyle nice faydalar için yaratmıştır. Allahü teâlâ bütün insanlara merhamet ederek, acıyarak, nefse hâkim olup, zararlı arzûlarını önlemeleri için, akıl da yaratmıştır. Akıl, insan dimâğı vâsıtası ile, his uzuvlarından, şeytândan ve nefisten kalbe gelen arzûları inceleyerek, iyilerini kötülerinden ayıran bir kuvvettir. Allahü teâlâ, ayrıca Peygamberler göndererek, hangi şeylerin faydalı, hangi şeylerin zararlı olduklarını ve nefsin bütün arzûlarının kötü olduğunu bildirmiştir. Akıl, nefsin isteklerini, Peygamberlerin iyi dedikleri şeylerden ayırıp, kalbe bildirir, kalb de, aklın bildirdiğini tercîh ederse, nefsin arzûlarını yapmayı irâde etmez. Kalb, İslâmiyyetin iyi dediklerini, tercih ve irâde ederse, yaptırırsa, insan saâdete kavuşur. Kalb, akla tâbi olarak İslâmiyyete uyunca, nefsin yaratılmış olması, insanların sonsuz nimetlere kavuşmalarına mâni olmaz. Kalbin nefse aldanmaması, ona uymaması, nefis ile Cihâd olur. Allahü teâlâ, cihâd edenlere, Cennette yüksek dereceler vereceğini bildiriyor. Bu yönü itibariyle nefis, insanların cihâd sevâbına kavuşmalarına, meleklerden üstün olmalarına sebep olmaktadır. BİR TEK YOLU VAR!.. İnsanın nefsi, hayvân gibi, kendine düşkündür. İnsanın dünyâda ve âhirette saâdete kavuşması için, nefsine uymaması, onu zayıflatıp, zarar yapamayacak hâle getirmesi lâzımdır. Kalbi, nefsin elinden, baskısından kurtarmak için, nefsi ezmek, kalbi uyandırıp kuvvetlendirmek lâzımdır. Nefis ölmez, öldürmek de mümkün değildir. Ancak kalbe tesir edemeyecek şekilde zayıflatıp kötülüklerinden kurtulmak mümkün olur. Nefsi zayıflatmak, kötülüklerden kurtarmak da, ancak İslâmiyyete uymakla olur. Nefsi ezmek için, İslâmiyyete uymaktan başka da bir yol yoktur. Netice olarak nefsi öldürmek, bütün isteklerini reddetmek diye bir şey yoktur. İslâmiyyet, nefsi öldürmeyi değil, kontrol altına almayı istemekte ve nefsin isteklerinden helâl olanları yapmaya izin vermekte, harâm olanlarına ise, izin vermemektedir.