Nefsine uymayan, saâdete kavuşur

A -
A +

Peygamberlerden başka herkes, nefsine uyabilir, günâh işliyebilir. Cenâb-ı Hak, günâh işleyen müslümânları, illet, kıllet veyâ zilletle îkâz ederek, gafletten uyandırmaktadır. Nefsin arzûlarının, insanı Allahü teâlânın yolundan saptırıcı oldukları, Kur'ân-ı kerîmde bildirilmektedir. Çünkü nefis, dâimâ Allahü teâlâyı inkâr, Ona isyân etmek ister. Her işte, nefsin arzûlarına uymak, nefse tapınmak olur. Nefsine uyan, küfre veyâ bid'at sâhibi olmaya yâhut fıska yani harâm işlemeye başlar. Ebû Bekir Tamistânî hazretleri; "Nefse uymaktan kurtulmak, dünyâ nimetlerinin en büyüğüdür. Çünkü nefis, Allahü teâlâ ile kul arasındaki perdelerin en büyüğüdür" buyurmuştur. İmâm-ı Şâfiî hazretleri, Bağdat'ta nehir kenarında otururken, bir genç gelir ve nehirde abdest alır. Gencin abdesti yanlış aldığını gören İmâm-ı Şâfiî hazretleri; -Abdestini, kitaplarda bildirildiği şekilde doğru ve tam olarak alırsan, Allahü teâlâ sana dünyâ ve âhiret saâdeti verir buyurur. Genç, abdestini doğru olarak tekrar alır ve İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin yanına gelerek; -Efendim, bana biraz nasîhat eder misiniz deyince, İmâm-ı Şâfiî hazretleri; -Allahü teâlâya îmân edip Onu tanıyan, kurtuluşa erer. Dînin emirlerinde hassas davranıp, titizlik gösteren, kötülüklerden kurtulur. Nefsini ıslah edip, ona uymayan da, saâdete kavuşur buyurur. PUTA TAPACAĞINA Şakîk-i Belhî hazretleri, gençliğinde ticâret için Türkistan'a gider ve merak edip bir puthaneye girer. Orada, puta, isteklerini yana yakıla anlatan bir putpereste; -Sana hiç bir fayda ve zararı olmayan puta tapacağına, herşeyin sahibi olan Allahü teâlâya ibâdet et deyince putperest; -Eğer söylediğin doğru ise ve O, sana senin memleketinde rızk vermeye kâdirse, niçin tâ buralara kadar geldin? deyiverir. Şakîk-i Belhî hazretleri, bu söz üzerine derin düşüncelere dalar ve bir mecûsi ile Belh şehrinin yolunu tutar. Mecûsi, Şakîk-i Belhî hazretlerinin tüccar olduğunu öğrenince; -Kısmetin olmayan bir rızık peşindeysen, kıyâmete kadar gitsen onu ele geçiremezsin. Şâyet kısmetin olan bir rızk peşindeysen onun arkasında koşmana lüzum yoktur. Çünkü sana ayrılan rızkın seni bulur der. Bu söze de, Şakîk-i Belhî hazretleri hayran kalır ve dünyâya karşı meyli azalır. Artık âhiret için çalışacağına kendi kendine söz verir. Belhe gelir fakat şehirde müthiş bir kıtlık vardır. İnsanlar yiyecek bulamak için çırpınmakta ve bu yüzden de kimsenin yüzü gülmemektedir. Şakîk-i Belhî hazretleri, çarşıda neşeli bir köle görür ve; ÜZÜLMEME GEREK YOK! -Ey köle, herkes üzüntü içindeyken, senin neşene sebep nedir? diye sorar. Köle de; -Benim üzülmeme gerek yok. Çünkü benim sahibim zengindir. Beni aç, çıplak bırakmaz ki der. Şakîk-i Belhî hazretleri, kölenin bu sözü karşısında kendi kendine; "Aman yâ Rabbi! Az bir dünyâlığı olan şu zenginin kölesi böyle neşeli. Halbuki, sen bütün canlıların rızıklarına kefil oldun. Biz niçin gam ve keder içinde olalım" diyerek dünyâ meşgûliyetlerinden elini çeker ve samîmi bir şekilde tövbe ederek âhirete yönelir. İbrâhim bin Edhem hazretlerinin sohbetlerine başlayarak olgunlaşır. Nefsin islâmiyyetin dışına taşmasını önlemek için, harâmlardan sakınmak ve ibâdetleri yapmak lâzımdır. Bu iki hâl, nefsi terbiye eder ve insanı olgunlaştırır. İnsanın en hassas olacağı nokta, ölüm ve sonrası için olmalıdır. Nefsine uyan, felâkete gider, uymayan ise, saâdete kavuşur. Ahmed Rıfâî hazretleri buyuruyor ki: "Allahü teâlânın hükmüne boyun eğmek, nefsin isteklerine zıttır. Nefis bunları istemez. Saâdete kavuşmak, nefsin rızâsını terkedip, Allahü teâlânın rızâsına koşmakla mümkündür." Netice olarak, nefsine değil Allahü teâlâya îmân edip, Onun emirlerine uyan, dünyada rahat eder, huzûrlu olur, âhırette de ebedi saâdete kavuşur. Sehil bin Abdullah Tüsterî hazretlerinin buyurduğu gibi: "İbâdetlerin en kıymetlisi, nefse uymamaktır."