Nefsini seven, onun kulu olur

A -
A +

 Hep, kendi isteklerinin arkasında giden bir kimse, kendi keyfine, arzûsuna esîr demektir. Bu kimse, kendi nefsinin kölesidir ve hep, mel'ûn şeytânın emirlerini, isteklerini yapar.

Nefsinin kötü arzûlarına, zevklerine kavuşmak için çalışıp para kazanmak ve çalışırken helâli harâmdan ayırmamak, başkalarının haklarına saldırmak, onlara olan borçlarını ödememek, dünyâya düşkün olmayı gösterir. Dünyâya düşkün olmak ise, büyük günâhtır.
İnsânın, Allahü teâlânın ma'rifetine kavuşmasına mâni olan en kuvvetli düşman, nefsin arzûlarıdır. Bu arzûlar bitmez ve tükenmez. Hepsi de çok zararlıdır.
"Maksûdun, mâbûdundur" sözü meşhûrdur. Câsiye sûresinin 23. âyetinde meâlen;
(Nefsinin arzûlarını ilâh edinen kimseyi gördün mü?) buyurularak, bu hâl haber verilmektedir.
Bir insanın maksûdu, arzûsu, teveccüh ettiği, özendiği, sağ kaldıkça ele geçirmek istediği ve ele geçirmek için, her türlü zillete, alçalmaya katlandığı, hiç vaz geçmediği şey ise, bu maksûdu, o kimsenin mâbûdu olur ve bu hâli ibâdet olur. Çünki ibâdet, zilletin, alçalmanın son derecesidir.
MAKSADA KAVUŞMAK
Allahü teâlâdan başka mâbûd tanımamak için, Ondan başka maksûd olmamak, Ondan başka murâd olmamak lâzımdır. Bunun için de; "Lâ ilâhe illallah" derken, Ondan başka maksûd, mâbûd olmadığını bilmek lâzımdır.
Bir kimse, maksadına kavuşmak için, Allah göstermesin dinin dışına çıkarsa, farzlardan birini bırakır, bir harâm işlerse, meselâ namâzı, orucu bırakır veyâ içki içerse, bu maksûdu, onun mâbûdu, ilâhı olur. Maksûdu için dinin dışına çıkmazsa, onu ele geçirmek için, harâm işlemezse, din, o maksûdu reddetmez, menetmez ve onu maksûd bilmez. Onun maksûdu yalnız Allahü teâlâdır ve Onun dinini gözetmektir, der. O maksûda karşı, o kimsede, yaratılış îcâbı, bir arzû hâsıl olmuştur. Fakat, bu arzûsu, dine olan arzûsunun miktârına yetişememiştir.
Maksadı dünyâ olan bir kimse, herkese sıkıntı verir ve her şeyden şikâyet eder. Herkese sıkıntı veren kimse, kibirlidir. Zaten herkesi şikayet etmesi, kibirinden, kendisini beğenmesindendir. İnsanın kendini beğenmesi de, kibirdendir. Bir kimsenin kendini beğenmesi, kendini sevdiği içindir. Kendini seven ise, başkasını sevemez.
KENDİNİ BEĞENMEZ
Tevâzu sahibi olan bir kimse, kendini beğenmez, kibirlenmez, insanlara tepeden bakmaz. Bunun için, herkesi sever ve herkes de onu sever. Mütevâzi demek, ölmüş demektir. Ölü, kimseyi şikâyet etmez, ölüyü şikâyet eden de olmaz.
Kim toprak gibi mütevâzi olursa, her nimete kavuşur. Bir parça yükselse, kendinde birşeyler vehmetse, su o toprakta durmaz. Din Büyüklerinin, evliyânın feyizlerine, kalblerindeki nûrlara ve bereketine kavuşmak için toprak gibi mütevâzi olmak lâzımdır. Rahmete, berekete kavuşmak için, toprak veyâ toprak gibi olmak lâzımdır.
Bedendeki hastalıkları tedâvi etmek gerektiği gibi, kalbdeki, kibir, ucûb, riyâ gibi hastalıkları da tedâvi etmek lâzımdır. Zira;
(Kalblerinde hastalık vardır) meâlindeki âyet-i kerîmede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların, hiçbir ibâdeti ve tâ'ati fayda vermez, belki zarar verir buyurulmaktadır.
(Çok Kur'ân-ı kerîm okuyanlar vardır ki, Kur'ân-ı kerîm bunlara la'net eder) hadîs-i şerîfi meşhûrdur.
Kalb hastalıklarının mütehassısları olan tesavvuf büyükleri de, önce hastalığın giderilmesi için yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak teâlâdan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. Çünki herkes, herşeyi kendisi için ister. Çocuğunu sevmesi, kendini sevdiği içindir. Malı, mevkiyi, rütbeyi hep kendisi için ister. Onun mâbûdu, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır. Kalb, bu bağlılıklardan, bu hastalıklardan kurtulmadıkça, insanın kurtulması çok güç olur.
Netice olarak kulun dileği ve isteği, nefsinin istekleri değil, sâdece sâhibi ve sâhibinin yani Allahü teâlânın dileği, istekleri olmalıdır. Başka, hiçbir dileği, isteği bulunmamalıdır. Böyle olmazsa, kulluk bağını koparmış, kulluktan kaçmış olur. Nâzi'ât sûresinin 40. âyetinde meâlen;
(Kim Rabbinin azâmetinden korkup, kendini nefsinin arzûlarından menederse, varacağı yer şüphesiz Cennettir) buyurulmuştur.