İmân etmek için vergi vermek, mal ödemek, yük taşımak, ibâdet zahmeti çekmek, zevkli tatlı şeylerden kaçınmak gibi sıkıntılara katlanmak lâzım değildir...
Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolayı, Peygamberler göndererek, inanılması lâzım olan şeyleri, kullarına bildirdi. İmân, Peygamberin bildirdiklerini tasdîk etmek demektir. Allahü teâlâ, insanlara büyük ni'met olarak, Peygamberleri gönderip îmânı bildirdi. İmân etmek için, bir yere para vermek, mal vermek, zor bir iş yapmak, birisinden izin almak gibi, hiçbir şey yapmak lâzım değildir. Hattâ, îmânlı olduğunu başkasına bildirmek bile lâzım değildir. İmân, altı şeyi öğrenip, bunlara kalbinden, gizlice inanmak demektir. İmân eden, Allahü teâlânın emirlerine teslîm olur, yanî seve seve yapar ve böylece, Müslümân olur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri;
"Sonsuz ateşte yanmaya inanmayanın, buna çok az da bir ihtimâl vermesi, zannetmesi akıl îcâbıdır" buyuruyor.
Sonsuz olarak ateşte yanmak ihtimâli karşısında, bunun yegâne ve katî çâresi olan, îmân ni'metinden kaçınmak, ahmaklık, hem de çok büyük şaşkınlık olmaz mı? Îmânı olmayan kimsenin, sonsuz olarak Cehennem ateşinde yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak, Allahü teâlânın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lâzımdır. Sonsuz olarak ateşte yanmak ne demektir? Herhangi bir insan, sonsuz olarak ateşte yanmak felâketini düşünürse, korkudan aklını kaçırması lâzım gelir. Bu korkunç felâketten kurtulmanın çâresini arar. Bunun çâresi ise;
"Allahü teâlânın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselâmın Onun son Peygamberi olduğuna ve Onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak" insanı bu sonsuz felâketten kurtarmaktadır.
"Ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun için böyle bir felâketten korkmuyorum, bu felâketten kurtulmak çâresini aramıyorum" diyen kimseye;
"İnanmamak için elinde senedin vesîkan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana mâni oluyor?" dense, elbet vesîka gösteremeyecektir. Senedi, vesîkası olmayan söze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimâl denir. Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, sonsuz olarak ateşte yanmak, korkunç felâketinden sakınmak lâzım olmaz mı? Az bir aklı olan kimse bile, böyle felâketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimâlinden kurtulmak çâresini aramaz mı?
Netice olarak, her akıl sâhibinin îmân etmesi lâzımdır. İmân etmek için vergi vermek, mal ödemek, yük taşımak, ibâdet zahmeti çekmek, zevkli tatlı şeylerden kaçınmak gibi sıkıntılara katlanmak lâzım değildir. Yalnız kalb ile, ihlâs ile, samîmî olarak inanmak kâfîdir. Bu inancını inanmayanlara bildirmek de şart değildir...