"Öfkeniz, sizi adâletten alıkoymasın"

A -
A +

Adâlet, her işte hakkı gözetmek, orta yolu tutmak, haklıya hakkını vermek ve haksızlıktan sakınmak anlamındadır. Adâlet, bir âmirin, bir hâkimin, memleketi idâre için koyduğu kanûn, çizdiği hudût içinde hareket etmektir. Adâletin yüksek tarîfi ise, kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Adâletin, dînimizdeki tarîfi de budur. Mâide sûresinin 8. âyet-i kerimesinde meâlen; (Ey îmân edenler! Bir millete olan öfkeniz, sizi adâletten alıkoymasın, âdil olunuz!) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de; (Bir saat adâlet ile idârecilik yapmak, altmış sene nâfile ibâdet yapmaktan daha iyidir) buyurmuşlardır. Adâletli davranana, hakkı gözeterek iş yapana, zulüm ve haksızlık etmeyene de, âdil denmektedir. Müslümanın âdil olması ve önce kendine adâletle davranması, Allahü teâlânın çizdiği hududu geçmemesi lâzımdır. "ADALET ÜÇ KISIMDIR" Kınalızâde Ali Efendi hazretleri; "Adâlet üç kısımdır. 1-Allahü teâlânın hakkını gözetmek yani emrettiklerini yapmak, yasak ettiklerinden de sakınmak. 2-İnsanların hakkını gözetmek, onlara eziyet etmemek, haksızlık yapmamak. 3-Vefât edenlerin hakkını gözetmek, onların borçlarını ödeyip, vasiyetlerini yerine getirmektir" buyuruyor. Allahü teâlânın her an gördüğüne inanan bir kimse, cenâb-ı Hakkın çizdiği hududu geçemez, günah işleyemez, zulüm, haksızlık yapamaz. Âhirette her şeyden hesâba çekileceğini bilen, hiçbir nefesini zâyi etmez, emirleri yapar, yasakları da terk eder. Vaktiyle Abdullah ibni Ömer hazretleri, koyunlarını otlatan köle bir çobana rastlar. Çobana, koyunlardan birini kendisine satmasını söyleyince; -Koyunlar benim değildir ki cevabını alır. Bunun üzerine; -Sen koyunu bana sat, sâhibine de kurt yedi dersin der. Bu teklif üzerine çoban; -Fakat Allahü teâlâ her yerde hâzır ve nâzırdır. O bizi görmektedir cevabını verir. Çobanın bu cevabı, Abdullah İbni Ömer hazretlerinin çok hoşuna gider, çobanı ve sürüyü sâhibinden satın alır. Çobanı âzâd edip, hürriyetine kavuşturur ve sürüyü de, ona hediye eder. Ömer bin Abdülazîz hazretleri halîfe olduğunda bir çoban; -Acaba bu temiz, âdil halîfe kimdir? diye sorar. Kendisine; -Halifenin böyle âdil olduğunu nereden anladın? diye sorulunca; -Âdil bir kimse başa geçince, kurtlar kuzulara saldırmaz. Oradan anladım cevabını verir. Bir gün Behlül Dânâ hazretleri, halife Hârûn Reşîd hazretlerinin taht odasını boş bulur, içeri girer ve halifenin tahtına oturuverir. Biraz sonra odaya gelen askerler, onu tahtın üzerine oturmuş görünce kamçı ile dövmeye başlarlar. Askerler kamçı ile vurdukça o; "Vah Hârûn Reşîd, vah Hârûn Reşîd!.." diye feryad eder. Tam o sırada halîfe gelir ve manzara karşısında donup kalır. Hemen askerleri uzaklaştırır ve; -Ey Behlül, bu ne hâldir? diye sorar. Behlül Dânâ hazretleri; -Ey halife, senin için feryad edip ağlıyorum. Burada tahtı boş bulup bir an oturmuştum ki, askerlerinden bu kadar kırbaç yedim. Sen ise senelerdir bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Yarın âhirette hâlin nice olur diye düşünüyorum der. Halife; -Peki ne yapmamı tavsiye edersin deyince, Behlül Dânâ hazretleri; -Mâdemki bu yükün altına girdin. Zulme meyletme, adâlet üzere ol buyurur. HER İŞTE ADİL OLMALI... Mus'ab bin A'yun hazretleri anlatır: "Ömer bin Abdülazîz hazretleri halîfe iken Kirman'da koyun otlatırdım. Koyunlarla kurtlar birlikte dolaşırlardı. Bir gece ansızın kurtlar koyunlara saldırdı. İçimden 'Şu âdil halîfe ölmüş olmalı' dedim. Gerçekten de ertesi gün, o gece Ömer bin Abdülazîz hazretlerinin vefât ettiği haberi geldi." Netice olarak, her işte âdil olmalı, Allahü teâlânın çizdiği hududu geçmemelidir. Kişinin öncelikle de kendisine âdil davranması, emirleri yapması, yasaklardan sakınması ve hiç kimseye eziyet, zulüm etmemesi gerekir. Ahmet bin Âsım hazretlerinin buyurduğu gibi: "Hak olan iş, insanlara adâletle muâmele, insanın kendisi için istemediğini başkaları için de istememesi, kendisinden aşağıda olanın hak olan sözünü kabûl etmesidir."